Kitapta verilmek istenen (Yazarın ağzından / 196. syf):
“Bu kitapta psikoloji geliştikçe Dördüncü Emrin kudretinin; bedenin, gerçek, kendine ve kendi algılarına, duygularına ve içgörülerine sadakat dâhil olmak üzere -hayati biyolojik ihtiyaçlarına gerekli saygıyı gösterecek şekilde azalacağına dair umudumu ifade ediyorum.” (196. syf.)
• Yazarımız, Katolik bir Hristiyan aile içinde doğması üzerine, bu ailede çektiği acılar -belki sert şekilde dini bir eğitim üzerine- kitap içerisinde kendisinin de sık sık dile getirdiği “Dördüncü Emir = Anne ve babana saygı göster” ifadesine karşı düşmanlığını veya eleştirisini genel hatları ve spek ispatları ile birlikte görmektesiniz. Birileri de çıkıp “psikanalitik eserler içerisine alıyorum bu kitabı” demesin lütfen, yazarın kendisi kalemiyle bağıra bağıra kendini ifşalıyor; kitap direkt dinin bir olgusunu eleştirmek için bilimsel bir dayanak aramış, bunu da psikanalitik kuramda bulunca “ver yansın” demiş resmen. Zira eserden bir yazı daha:
“Bu kitapta Dördüncü Emrin yıkıcı gücü hakkındaki kuramımı açıklıyorum.” (28. syf.)
Dördüncü emri de yukarıda verdiğime göre, yazarın tutumunun yanlı olduğunu kitapta iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Zira her anne baba da iyi değildir diyebiliriz, kötüleri de mevcut. Hep dinlemek, hep dinlemek doğru değildir diyebiliriz. Bu dünyada iyiler yer aldığı kadar kötüler de yer alır deriz. Ama bunu biz deriz. Alice Miller “Ne yaşadıysan, annen baban suçlu!” der :)
Belki de Alice Miller de Azer Bülbül’den “Dokunmayın çok fenayım” dinliyordu. He ne dersiniz? Sözleri alıntılayalım:
“Valla güzel saçların sarışık / Anan baban öle.”
Ben kitabı bu sözlere Alice Miller’den daha iyi bağlayabilirim.
Bir de bunu birçok yerde iliklerimize kadar hissedeceğimiz gibi, son sözde Alice Miller yine bir suçlu edası