“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
Çevremin gıpta ettiği, nazar vurduğu hayatım
Aileme bağımlı biri değilim, fakat onları çok severim. Ancak hayatım hakkında söz sahibi olmaları beni hem öfkelendiriyor hem de onlarla mücadele etmekten yorulduğum için çoğu zaman kabullenmeyi seçiyorum. Belki bu bir acizliktir, bilmiyorum. Ama yıllarca mücadele ettim ve artık gücüm kalmadı. Hayalim medrese okuyup ilim tahsil etmekti. Fakat hiç istemediğim bir bölümü okumak zorunda kaldım. Allah beni öyle bir imtihan etti ki, sınıfın büyük çoğunluğu radikal sol görüşlüydü ve dört yıl boyunca benden hoşlanmadılar, dışladılar. Sonunda "Neyse" dedim, onların istediği oldu; okulu bitirdim. Şimdi iş hayatına atılmak istiyorum, buna da izin vermiyorlar. "Ya atanacaksın ya da evde oturacaksın" diye dayatıyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi, dindar biriyle evlenip bu ortamdan çıkmak, kendime yeni bir hayat kurmak istediğimde de karşı çıkıyorlar. Onların uygun gördüğü biriyle evlenmem ise mümkün değil. Dışarıdan bakınca hayatı toz pembe, prenses gibi görünen bir kızın gerçekte yaşadığı hayat bu. Kafam o kadar dolu ki artık üzülemiyorum bile. Üzülmeyi özledim; çünkü hissizleştiğimi hissediyorum. En çok da eski hâlime hasretim... O komik, pozitif ve enerjik hâlime.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kusurlar bu insan çöplüğünde göze batmaz belki ama aradığımız kusursuz olan değil kusurlarını altınla belirginleştirenlerdir.(yani bu halde bile Nadide olandır) .Bir şeyi benzersiz ve yaşanmış kılan şey, üzerindeki çatlaklardır. Yıldızın lekesi onun ışığını azaltmaz; aksine, kusursuzluk arayışından vazgeçtiğimizde kendi ışığımızı keşfederiz. Kusursuzluk statiktir, cansızdır; kusurlar ise bizi insan yapar.
İnsan ve Duygular
Her yaşımda insanlardan yeni bir şey öğreniyorum. Mesela bu yıl, İyiliğin bile ölçüsü olduğunu öğrettiler bana...
Kedileri bile bile rahatsız eden bir kız olmadım hiç bir zaman müzik dinlemeyi seven yürüyüş yapmayı tek çözüm yolu sanan biriyim bir de zaman algım yok ...
4. katman : “`gerçekliğin tuhaf sınırları`” (`kuantum`, `simülasyon`, `zaman`). - `kozmoloji` / `evrenin yapısı` (`fermi`, `entropi`, `büyük filtre`) - `zihin` / `algı` / `biliş` (mandela etkisi, dunning-kruger) - `mantık` / matematik sınırları (`gödel`, `zeno`) 1- `antropik ilke` – evreni “`neden böyle?`” diye değil, “`neden gözlemleyebiliyoruz?`” diye okumak gerekir. belki de evren, gözlemciyi zorunlu kıldığı için böyle görünüyor. 2- `schrödinger'in kedisi` – bir sistem gözlemlenene kadar hem ölü hem canlı olabilir. gerçeklik, bakışla “çöker”. 3- `heisenberg belirsizlik ilkesi` – bir şeyi ne kadar net ölçersen, başka bir özelliğini o kadar kaybedersin. evren “tam bilgi”ye izin vermez. 4-. “`bootstrap paradoksu`” – bir bilginin, nesnenin ya da olayın kaynağı kendi kendine döner. sebep yoktur, sadece döngü vardır. 5. “`dark forest` (`karanlık orman`) hipotezi” – evrende herkes sessizdir çünkü görünmek = yok edilmek olabilir. medeniyetler birbirini avlayan avcılardır. 6. “`kuantum ölümsüzlüğü`” – bilinç, her zaman hayatta kaldığı dalları deneyimleyerek “ölümü atlıyor” olabilir. (çok tartışmalı çoklu-evren yorumu) 7. `termodinamiğin ikinci yasası` – her sistem düzensizliğe gider. evrenin nihai kaderi: ısı ölümü ve bilgi çöküşü. 8. “`zaman oku` (`arrow of time`)” – geçmişi geçmiş yapan şey fiziksel yasalar değil, entropinin yönüdür. zamanın akışı aslında bir “asimetridir”. 9. “`gözlemci etkisi`” – gerçeklik, gözlemlendiği anda değişir. bu sadece fizik değil, bilgi felsefesidir. 10. “`bilişsel körlük paradoksu`” – zihin, kendi sınırlarını çoğu zaman kendi araçlarıyla göremez. görmediğini bile göremezsin. 11. “`bilgi evreni hipotezi`” – madde değil, bilgi temel olabilir. evren bir “hesaplama süreci” gibi çalışıyor olabilir. 12. “`holografik ilke`” – üç boyutlu