YüzyüzeCengiz Aytmatov
Selam, size harika bir kitapla geldim. Cengiz Aytmatov'un bir hikayesi. 1957'de yazılmış, ikinci eseri Aytmatov'un. Bikaç saat içinde okunabilecek akıcı bi kitap.
Kahramanımız, Seyde. Savaş dönemi. Eşi askere alınıyor Seyde'nin. Giderken eşine sarılamıyor bile. Sonrasında eşi asker kaçağı olarak geri dönüyor. Mağarada yaşamaya başlıyor eşi, zaman zaman geceleri evine de geliyor. Çalı toplamaya diye eşine gidiyor Seyde. Gün ağarmadan dönüyor mağarasına. Anlaşılıyor eşinin kaçtığı. Ancak Seyde, hiç kimseye bi şey demiyor. Yaptığı fedakarlıklar, uykusuz kaldığı geceler, küçük bir çocuğun ve annenin bakımı... Böyle zor bir hayat Seyde'ninki. Kış mevsiminin getirdiği zorluklar da ekleniyor tabi bunlara. Ve kurulan hayaller...
Dönemin özelliklerini güzel anlatıyor Aytmatov. Tüm ağılın yoklukla geçinmelerini konu ediniyor. Hayatlarını devam ettirme mücadelesini, yoklukluğu, bir ineğin sütünden yararlanabilmek için doğmasını bile dört gözle beklemelerini... Askerdeki babasından mektup gelmesini bekleyen çocukları anlatıyor.
Benim başka bir gözlemim de, Seyde'nin eşinin mağarada yaşamasıyla toplumdan uzak kalarak hırsızlığa başvurduğu, bencilleştiği oldu. Zaten böyle miydi, antisosyal davranışları var mıydı yoksa insanlardan uzak kalması mı onu böyle bencilleştirdi sorgulanır. Belki de yokluk onu, buna sürüklemiştir
Sonunda, Seyde'nin intihar etmesini bekliyordum gitmesiyle. Ya da eşinin tüfekle vurmasını. Öyle bi şey yaşanmadı. Hatırladığım, Cemile kitabındaki gibi kahramanın bulunduğu yerden ayrılması oldu.
Amcamın içinde, onun deyişiyle "çok fazla şey" hatırlamasına yol açan savaşlar vardı. Umudun ölümü ile ölmek umudu, yaşama umudu ile umudun yaşamı arasında.
İnsanın içinde bir savaşla ve savaş anılarıyla yaşaması ne anlama gelir? Bu, insanın iki ayrı dğnyada yaşaması demektir. Biri umut ararken, diğerinin umutsuzluk hissetmesi demektir. Biri anlam ararken, diğerinin yaşamın tek anlamının yaşamın bir anlam taşımadığına inanması demektir.