Kitap boyunca Osman'laydık. Her an; film izlerken, taşınırken, yeni bi bilgi öğrenirken, hayatımızı sorgularken, yeni bir yıla girerken.... Hep vardı. Aslında yoktu ama vardı, kalbinde ya da kırılan bi yerlerde. Ya da kabullenemediği herhangi bi yerde.
Tatsız tuzsuz, keyifsiz, Osman'sız bi hayat.
Kitabı okuyan kişi yakın zamanda bir ayrılık yaşamış ve bu kadar derinden etkilenmiş olsaydı, oturur ağlardı kitabı okurken. Kendinden bi şeyler bulurdu muhtemelen. Karakterle arkadaş olurlardı muhtemelen.
Kabullenmekten bahsetmiş, her şeyi sorgularken hiç de sorgulamamış bu ayrılığı ne kadar kabullendiğini. Belki buna hazır değildi, belki kabullenmeye hazırlandı mektuplarla. Kayıp sonrası uzamış bir yas.
Kaygılı bi bağlanma stili.
Hassas kırılgan bir yapıda Osman'a mektup yazan biri. Kalbi kırılmış. Ağlamalar... Üzülüyor, arıyor Osman her anında. Anılarını hatırlıyor. Belki, taşınmasının sebebi Osman'dan ayrılabilmek. Neler yapmadı kabullenmek için? Karşısına kendini oturtup konuştu bile. Bak dedi, yapma böyle. :) Faydası oldu mu, elbet olmuştur. Ayrılıktan sonra kendine kendine ayakta kalabilme mücadelesi aynı zamanda. Kendine bir dönüş meselesi. Ayrılık sonrası derinden etkilenen neredeyse her kadının kendine dönüşünün hikayesi.
Hem memnun halinden, hem de şikayetçi karakterimiz. Şikayetçi ama memnunum halimden diye bi gurur da var kimi zaman.
Anladığım kadarıyla, bu mektuplar bir yıla aşkın yazılıyor Osman'a. Bunu da yılbaşını iki kez kutlamasından anlayabiliyoruz. 1 yıla aşkın bi ayrılık acısı...
Ancak kitap sonunda hemen bi kabullenme olmuş sanki. Yavaş yavaş bi kabullenme daha iyi olabilirdi. O son mektupta bile " inanmadık ki yine yazarsın sen mektup" denilecek cinsinden bi mektuptu :) Bence yine kabullenemedi ayrılığı.
Kimi zamanlarda kendiyle içsel hesaplamalar