başlangıca ne kadar uzağız? yaramızı hissetmeye ne zaman başladık? durmadan kanayan yara, başka bir yere duyulan tarifsiz bir özlem,
burayı başka bir yer yapma arzusu.
cesaretimin hiçbir zaman kırılmamasının sebebi, o mesaja hiç kulak asmamamdı; fakat bir noktada, bütün o işaretleri duymamak için işitme organlarımda bir şalteri indirmiş olmalıyım.
yaşayan ve ölen hiçbir şeyle temas halinde değilsin gecenin karanlığında sırtüstü yatıp
göğe bakmak, yıldızları seyretmek imkânsız
oysa o manzara insana ölümlülüğüne ve evrendeki yerine dair neler neler öğretir;
hem korkutucudur hem de muhteşemdir.
"merkezde olmak" uçlarda olmanın karşıtıdır kendi bilincinin, deneyiminin veya zamanının uçlarında yaşamak istemezsin john calvin bile demiş: "dünyanın her iki yanı da uçurumdur, kendinizi ortada tutunuz," diye
yani diyor ki, aşağı düşebilirsin insanların sürekli dünyadan aşağı düştüğünü kendi hayatlarımızdan biliyoruz; yamacın kıyısından aşağı doğru kaymaya başlarlar bu da ortada olmanın başka bir anlamı genelde düz bir zeminde olmak istersin, öbür türlü bu karmaşık hayatta yenmiş tırnaklarınla bir taraftan sarkar bulabilirsin kendini pek çoklarının başına gelir çünkü artık göremez hale gelirler ve sarkık durdukları yerden bakıldığında, büsbütün düşmemek bile çok zor görünür.
kafamın içinde seyahat ediyorum, bazı seçimler var; belki insan gençken bunlara çok kafa yormuyor –belki de zaten yormamalı– ama sonrasında, iyi veya gelecek vaat eden bir noktadan daha büyük, riskli bir işe geçme zamanı geldiğinde eve kapanma zamanı da gelmiş demektir.