birçokların aradığı ve anlamlandıramadığı sevgi kuramına sanatsal bir bakış.
sevgi varoluşsal bir yaşam ihtiyacı mıdır yoksa bir çocukluk dürtüsü müdür? sevgi için neden herkes bu kadar çaba harcamakta?
erich fromm'un sevgi sanatı olarak sunduğu bu disiplin bizim düşüncelerimizden
bir o kadar uzakta...
herkes sevmek için her zaman
bir nesne olması gerektiğini savunur
bir kişi, bir ilahi güç ya da kendimiz
erich fromm'dan ayrı olarak bana göre her zaman temel bir nesne yoktur, bazı durumlarda nesne sadece bir anlam oluşturmak için karşımıza çıkan illüzyondur
bu yüzden oluşan bu sevgi yanılgısı, içimizde romantize ettiğimizde oluşan duygular ve nefretle harmanlanan benliğimize bulut misali kabarır örneğin dışarıda yürüdüğümüzde insanlara ne gözle bakıyoruz? cehalet, iğrenme, acıma, nefret ve birçok karışık bilinçakışı ve bu anda hissettiklerimizin tutsağı olduğumuzu unutuyoruz
etrafa duyulan nefret kişinin içine bulaşır
sevgi bu kalıpları anlamlandıran görünmezliktir
fakat insanın sevgiye tepkisi ve içten narsistik korku düşleri asıl perde arkasını görmesini engeller çünkü sevgi, aşk ya da tutku gibi bir durum değil bir bireysel süreç ve deneyimdir bu yüzden sevgi sadece çocukluk koşullanmalarıyla açıklanabilecek
bir durum değildir
o disiplinli eylemdir, kendinin yansımasıdır
insanın kendine duyduğu sevgi freud'un tanımına göre bir libido dönüşümü değil karakter sürecidir
erich fromm da freud'un bu çaplı görüşlerini başarılı bulsa insan biyolojisinin içsel derinliğini kavrayamadığı gerçeğini konusunda eleştiride bulunmuştur bu da arkaplanda bir o kadar haklılık barındırır bu noktada her zaman dürtüsel bir tanım eksik bir yaklaşım
durumu olmaktadır
peki, sevgi sanatı bir varoluş sebebi olabilir midir? sevgi, bir varoluş sebebi değil seçilip seçilmemesi gereken bir