peki, bu aklı kendi sınırına çağırarak alabildiğine ilerlemesine izin verir misin? bütün sevinçlerin kendinden doğduğu güne kadar kendini mutlu sayma; insanların başkalarıyla paylaşamadıkları, arzu ettikleri, koruduklarını gördüğün şeyleri
yeğ tutacağını söylemiyorum;
istemeye layık bulmacağın gün, işte o gün
ancak kendini mutlu say
kendine değer biçmek için kısa bir yöntem göstereceğim sana, bu yöntem artık senin ilerlediğini gösterecek: yeryüzünde en talihli insanların aslında talihsiz olduğunu anladığın gün, kendi iyi'ni elde edeceksin.
zevki en yüce yere oturtanlar, iyi'nin algılanabilir olduğunu düşünürler; bizse buna karşılık iyi'yi ruha bağladığımız için onu zekâyla kavranabilir diye düşünüyoruz
iyi üstüne duyular karar verseydi, hiçbir zevki geri çeviremezdik –çünkü her birinde bir çekicilik, hoşa giden bir yan vardır– ve hiçbir acıya isteyerek katlanmazdık çünkü hiçbir acı, duyulara zarar vermemezlik edemez.
erdem, felsefe, adalet, hepsi boş sözlerin kuru gürültülerinden başka bir şey değildir, bir tek mutluluk vardır: iyi bir yaşam sürmek, yiyip içmek, varlığından yararlanmak! işte yaşam diye buna derim! ölümlü olduğunu anımsamak budur işte! günler akıp geçiyor, yaşam onarılamadan kayıp gidiyor, hâlâ duraksıyor muyuz?
bilge olmak neye yarar?