Notlar ve Alıntılar
En başından itibaren *homo economicus,* büyük ölçüde parasal kazançla motive edilen ve kendisi dışında herkesten, bilhassa "kamu"dan derin şüphe duyan aşırı bir bireycilik biçimiyle tarif edildi.
*Homo economicus,* tek başına yaşayan, militanca bencil ve az çok toplumsal olan her şeyin doğal muhalifli bir yaratık olarak tasarlanmıştır.
Refah devleti başlangıcından itibaren hiçbir zaman yönetici seçkinlerin böylesine güçlü nefretine maruz kalmadı. Sosyal hizmetler, işsizlik yardımı, sağlık, belediye meclisleri ve kütüphaneler, parklar; "Kamu malı" olarak bilinegelen varlıklarla ilintili her şey kökten saldırıya uğruyor.
İyi de olsa kötü de olsa -ki genellikle kötüdür- özel, paralı birey egemendir ve aksini iddia eden kim olursa olsun mutlaka demode, huysuz kolektivist, mazide kalmış bir dinozordur.
Kamu. Ne ifade ediyor bu kavram? Latince halk anlamını taşıyan publicus ve populus terimlerine dayanır. Ama bu "halk" anlayışı farklı bireylerin basit toplamı demek değildir; çünkü *populus* paylaşılan, ortak çıkarları ima eder: varlığını sürdürme, refah, özgürlük, iyi hayat vb. Bizi diğerlerinin kaderine bağlar, herkesin birbirine paylaşımcı bir sorumluluk duymasını sağlar.
Günümüzde şirketler, kapitalizm sayesinde değil, "ona rağmen" üretilmiş olan toplumsal refahı tekelci tarzda ele geçirmenin peşindeler. Yani bizlerin ürettiği refaha, ekonomik formalizmin gerçeklere aykırı kuralları altında çalışmak zorunda kalarak ürettiğimiz refaha "el koyma"ya çalışıyorlar.
Gilles Deleuze: "Bize şirketlerin ruhu olduğu öğretildi, bu dünyadaki en dehşet verici haberdi."
Özelleştirilen hizmetlerin çoğunlukla temel kamu malı olarak görülmesi gereken doğal tekellerden oluşması değil. Su, ulaşım, enerji gibi varlıkları özel kişilerin ellerine bırakmak şimdiye