NİETZSCHE’NİN DEMOKRASİ, SOSYALİZM VE EMEKÇİ DÜŞMANLIĞI
“Güç istenci”: Mafyalaşmış kapitalist efendilerin kural tanımaz egemenlik isteği.
Nietzsche her türlü bütünsel düşünceye, her türlü sisteme karşıdır. Ona göre, “bir sistem kurmaya çalışmak dürüstlükten yoksun olmak demektir.” Ama bütün bu büyük, “radikal” iddialara rağmen, tutarsızlıklar, çelişkiler içindedir; temel felsefi görüşlerini açıklarken akılcı bir sistem içinde bütünlüklü bir mantığa dayanmak zorunda kalmıştır.
Ona göre, yaşamın temelinde “Güç istenci” vardır. Sınırlı sayıda insanın ekonomik, siyasi, düşünsel güç sahibi ve diğer insanların da sürü olması anlamına gelen bu görüş, var olmanın, yaşamanın temel özünü oluşturuyordu. Kuşkusuz karşı kutupta da sosyalistlerin ve demokratların savunduğu insanların siyasi, ekonomik haklarda eşitlenerek, efendi-köle ilişkisinin bütün biçimlerinin ortadan kaldırılmasıyla özgürleşmesi ve seçkinleşmesini, yetkinleşmesini esas alan düşünce ve pratik yer almaktadır.
Nietzsche’nin ideolojik olarak durduğu yer aslında gizemli ve belirsiz bir yer değildir; o liberal burjuvazinin ifrata varmış bireyciliğinin kararlı bir savunucusudur. “Tüm bilinçli hareketimiz yüzeydeki olaylardır; bunların arkasında içgüdülerimizin ve o andaki hallerimizin güç kavgaları yer alıyor”(9) derken kapitalizmin kurtlaşmış bireyleri arasındaki güç kavgalarını anlatıyordu. Her bilgimiz, hatta kullandığımız her sözcük belli kişisel bir perspektifi yansıtan, görelilikle sınırlı bir değerlendirme ve yorumdur ona göre. Yani, tipik öznelci-liberal bir bakışla, bireylerin topluma, bütüne bakışında bir ortaklık bulunamaz, gerçek, hakikat herkesin kendi yorumunda görecedir, diyordu.
Demek ki, Nietzsche’ye göre, toplumun bütününü gözeten, toplumsal sorumluluğu temel alan bir yaklaşım ahlaklı değildir.