Fakat bu manada, Sahihu'l-Buhâri (3209, 6040) ve Sahihu Müslim'de (2637-157) Ebû Hüreyre'den, Resulullah'ın (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Şüphesiz Yüce Allah bir kulunu sevdiği zaman Cibril'i çağırır ve Ben falancayı sevíyorum, sen de onu sev, der. Bunun üzerine Cibril o kulu sever. Sonra semada, 'Allah falancayı seviyor! Siz de onu sevin!' diye seslenir. Böylece gök ehli o kişiyi severler. Sonra o kul için yeryüzünde kabul (iyi kimselerin kalplerine onun sevgisi) konulur." Müslim'in rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Allah bir kulu sevmediği zaman ise Cibril'i çağırıp 'Ben falancayı sevmiyorum, sen de onu sevme' der. Bunun üzerine Cibril o kula buğz eder. Sonra semada, 'Allah falancayı sevmiyor! Siz de onu sevmeyin!' diye seslenir. Böylece gök ehli o kişiden nefret ederler. Sonra o kul için yeryüzünde buğz (iyi kimselerin kalplerine onun nefreti) konulur."
Sayfa 26·Kitabı okudu
Fırat'a Destan: Romanından beğendiğim Alıntıların hepsi
(sf. 7) Bazı gidişler, binlerce dönüşten daha gürültülüdür. (sf. 14) Bir çocuk büyüyordu; yüreğinde memleket sevdası, elinde kalem, dilinde dua. (sf. 18) Anadolu'nun her bir köşesi, Fırat için öpülesi bir ana eli gibi kutsaldı. (sf. 22) Okumak, sadece bilgi değil; bir namus borcuydu vatana. (sf. 29) Kurt kayası sert olur derlerdi; Fırat'ın iradesi o kayadan daha çetindi. (sf. 35) Ege, rüzgarı sert, insanı mert bir yerdir derdi büyükleri. (sf. 41) Zulme rıza göstermek, zulmün kendisinden daha ağırdı onun için. (sf. 47) Gözlerinde bir ışık vardı; bazen hüzünlü, çoğu zaman ise kararlı. (sf. 52) O, fakülte koridorlarında yürürken sanki bir kale muhafızı gibi vakurdu." (sf. 58) Ülkücü olmak; çileyi bal eylemek, zoru kolaya tercih etmemektir. (sf. 63) Kavga için değil, kavgayı bitirmek ve adaleti getirmek için oradaydı. (sf. 69) Fırat, adıyla müsemma; bazen durgun, bazen bentleri yıkan bir nehir. (sf. 74) Yalnız yürümek zordur ama hak yolda yalnızlık bile izzettir. (sf. 81) Dostuna güven, düşmanına korku veren bir selamı vardı. (sf. 85) Kitapları silahından, fikri bileğinden daha güçlüydü. (sf. 92) Bayrak inmesin diye toprağa düşenleri düşündükçe uykuları kaçardı. (sf. 98) Korkakların bin bir bahanesi olur, yiğidin ise tek bir doğrusu. (sf. 105) "LEge Üniversitesi onun için sadece bir okul değil, bir kale, bir mevziydi. (sf. 112) Anasının duaları zırhı, babasının öğütleri yoluydu. (sf. 118) Vatan sevgisi imandandır; bu imanı sarsmaya kimsenin gücü yetmezdi. (sf. 125) Zaman daralıyor, fırtına yaklaşıyordu; o ise dimdik bekliyordu. (sf. 132) Bir davanın neferi olmak, canını o davanın uğruna sermaye yapmaktır. (sf. 139) Kurtulmak değil, kurtarmak için yola çıkmıştı. (sf. 144) Kalleşin pususu varsa, yiğidin de Allah'ı vardır. (sf. 151) O gün kampüs, bir tarihin kanla yazılışına
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hatice Muhammed’e istenir­ken onun velileri buna karşı çıkıp Muhammed bize göre değil kızımızı ona vermiyoruz diyorlardı. Hatice kendi velisine içki içi­riyor ve adam bayılıyor. O sırada kendisine bir gömlek giydiriyor. Velisi ayılıp bu nedir diye sorunca Hatice, “Sen beni Muhammed’e verdin bu da onun sana hediye ettiği ve giydirdiği gömle­ ğidir” diyor. (232) O zamanlar bir insan kızını birine verdiğinde kar­şı taraf kızın velisine bir şeyler giydiriyordu, bu bir gelenekti. Pe­ki, peygamberlik iddiasında bulunmadan önce böylesine özel bir gününde hazırlanan içkiyi kendisi içmiyor muydu? Yineliyorum: Hz. Muhammed’in ölümüne yaklaşık üç yıl kalana kadar geçen süre zarfında her yıl kendisine hediye olarak sunulan bu içki tu­lumlarına ne oluyordu, kim içiyordu? Bu kenardan bir bilgi değil. Bunu, mezhep lideri Ahmet b. Hanbel Müsned’inde, Suyuti ve İb-ni Kesir kendi tefsirlerinde, İbni Hacer Askalani Buhari’nin şerhi Fethü-1 Bari’de, Taberani, İbni Abdilber, Zerkani, Heysemi, Takiyyüddin ve daha sayamadığım birçok ünlü işlemiştir. (233) 222 a) Kur’an’da Kadın vc Hz. Muhammed’in Hanımları, s. 132. Burada birçok kaynak eklemişim. b) İmam Ahmet b. Hanbel, Müsned, İbn-i Abbas hadisleri bölümünde, no: 2851, cilt 1/259. c) Heysemi, Mecme-ü Zevaid, cilt 9/354, no: 15264 232 a) Suyuti, Dürrü-1 Mensur adlı tefsiri, Maide suresi 90-93. ayetler açıklamasında, cilt 5/470. b) İbni Kesir kendi tefsirinde Maide 90-93 ayetlerin açıklamasında. c) Heysemi Beğiyyet-ü Raid, Büyü’, no: 6402, cilt 4/157. Burada dipnot­ta İmam Ahmet b. Hanbel’in de bunu işlediğini belirtiyor.. d) Zerkani ala-l Muvatta, Eşribe bölümü, cilt 4/29. Burada İmam Ahmet ve Ebu Ya’li’den alıntı yaptığını ifade ediyor. e) İbni Hacer Askalani bunu Buhari’nin şerh-i Fethü-1 Bari, tefsir bölümü Maide suresi 93. ayettte ele
Sayfa 124 - Berfin·Kitabı okudu
Araştırma inceleme din islam
Bir Proje Olarak İslam'ın Türkleştirilmesi
9 Ocak 1932'den 7 Şubat 1932 tarihine kadar geçen bir aylık zaman dilimi (Ramazan 1350) Cumhuriyet devrinin en önemli inkılâplarından birine sahne olmuş, Tanzimat'ın ilanından itibaren zayıf bir şekilde başlayıp II. Meşrutiyet'in ilanıyla yükselen, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte gerekli tüm hazırlıkları tamamlanıp müteakip yıllarda parça parça hayata geçirilen İslam'ın Türkleştirilmesi Projesi, işbu dönemde (1932 Ramazanı'nda) kemal noktasına ulaşmıştır. Bu projeye temel teşkil eden tez (Müslümanlık: Türk'ün Millî Dini), 1932 Ramazanı'ndan kısa bir süre sonra Maarif Vekili tayin edilecek olan Aydın Mebusu Dr. Reşit Galip (öl. 1934) tarafından kaleme alınmış ve Mustafa Kemal Atatürk'ün fikrî ve siyasî desteğiyle de tatbik mevkiine konulmuştur.156 Dr. Reşit Galip'in "Müslümanlık: Türk'ün Millî Dini" başlığıyla kaleme aldığı tezin kaynaklık ettiği 1932 Ramazanı İnkılâbı, hiç kuşku yok ki siyasî merkez tarafından hayata geçirilmeye çalışılan ibadetleri Türkçeleştirme, dini Türkleştirme projesinin en önemli safhalarından biridir. Nitekim camilerde ve meşhur hafızların öncülüğünde Türkçe Kur'an okuma denemelerinin yapıldığı, ezan, tekbir ve salaların Türkçeleştirilip sadece namazların istisna edildiği157 bu inkılâp hareketi sırasında elden gelen bütün gayret gösterilmiş, hatta halkın merak saikiyle camilere dolarak izlediği büyük ihtifaller düzenlenmiş olduğu halde arzu edilen başarıya ulaşılamamıştır. 156 Dücane Cündioğlu, Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi, sh. 68, İstanbul, 1998. 157 Merhum Mahir İz (öl. 1974) hatıralarında: "Hafız Ali ve İdris Efendi'nin muvafakat etmemesine mukabil, Ali Rıza Sağman'ın Yerebatan Camii'nde namazda Türkçe olarak Kur'an-ı Kerim'in mealini okuduğu işitildi; selâm verince, arkasında cemaat kalmadığını görmüş, dediler" şeklinde bir
3. Basım: Temmuz 2014, Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Atatürk
Bakara Sûresi 2
وَاتَّقُوا يَوْماً لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ Öyle bir günden sakının ki (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.<p> <sup> <i>Kur’ân’da şefaat kavramı için bk. 43/Zuhruf, 86.</i></sup></p> 123 وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماًۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ (Hatırla!) Hani Rabbi, İbrahim’i bazı kelimelerle/olaylarla imtihan etmişti de İbrahim imtihanı (başarıyla) tamamlamıştı. (Allah) demişti ki: “Seni insanlara imam yapacağım.” (İbrahim) demişti ki: “Soyumdan gelenleri de (imam yap).” (Allah) demişti ki: “Benim bu sözüm zalimler için geçerli değildir.” 124 وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَداً اٰمِناً وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلاً ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ (Hatırlayın!) Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Burayı güvenli bir yerleşim yeri kıl ve buranın ahalisinden Allah’a ve ahirete inananları çeşitli meyvelerle rızıklandır.” (Allah) dedi ki: “Kâfir olan kimseleri de az bir müddet faydalandırır sonra da ateşin azabına çaresiz katlanmak zorunda bırakırım. (Ateşin azabını barındıran cehennem) ne kötü bir varış yeridir.” 126 وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (Hatırlayın!) Hani İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temellerini yükseltiyor (bir yandan da şöyle dua ediyorlardı:) “Rabbimiz bu ameli bizden kabul buyur.
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ