Bir de bir durum var İyi olmakla saftirik olmak arasında bir ince çizgi Gerçekten iyilik yapmak isterseniz önce kendinize iyilik yapın Kendine iyi bakın Kendinize bilgisel olarak yatırım yapın Hayatınızın iplerini elinze alın Sonrası çevreye isterlerse talep ediyorlarsa iyilik çalışmaları yapın Ama sırf iyi yönünüzü bildikleri için sizleri kullanmaya çalışmalarina da izin vermeyin.
Kötü düşünmenin temelinde çoğu zaman “bilgisel inatçılık” yatar. İnsanlar, inançlarının yanlış olduğunu gösteren güçlü delillerle karşılaşsalar da bu inançları terk etmeyi reddedebilirler.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Türklerin Kökeni
Çin'de çok uzun zaman önce yaşayan insanların iki grubu vardı. Bunlardan biri çiftçi, diğeri ise hayvancılıkla uğraşanlardı. İklim nedeniyle, çiftçiler Güney ve Doğu'da, hayvancılar ise Kuzey ve Batı'da yaşardı. Bu iki grup arasında birçok savaş oldu. Çobanlar kazandığında, çiftçileri Çin'de yaşamaya zorladılar ve çiftçiler Kore, Vietnam ve Japonya gibi daha doğu ve güney bölgelerine taşınmak zorunda kaldılar. Çiftçiler kazandığında, göçebe hayvancılar Avrasya'nın daha batısına taşınmak zorunda kaldılar. Göç mesafeleri çok uzak olduğu için, Çin tarih kitaplarında bilgisel anlamda kaybolurlar. Ancak dil ve insan kültürü uzmanına göre Macar ve Türk, Doğu Avrasya'daki eski göçebe toplulukların torunlarıdır. Avrupa'da, ataları yerel halkla çiftleşti, bu yüzden modern Çinli, Japon ve Korelilerden biraz farklı görünüyorlar. Ancak, kanıtlar, uluslarının Doğu Avrasya'da oluştuğunu göstermektedir. Çin tarih kitaplarında, isimleri 'Hun' ve 'Tuj' olarak telaffuz edilen iki göçebe ulus vardı ki, bu isimler şu anda Doğu Avrupa'da yaşayan iki ulusun isimlerine oldukça yakındır. Her ikisi de Çin tarihine çıktı, uzun süre boyunca Çinlilerle savaştı ve evlendi, ta ki çok uzaklara göç edip Çinlilerin onların bilgilerine ulaşamayacak hale gelmesine kadar. Çobanlar ve çiftçiler çok sık savaşırdı, ama aslında ataları Doğu Avrasya'da yaşayan aynı ırk insanlardı. Tek fark, bazılarının hayvancılığı öğrenmesi, bazılarının ise tarımı öğrenmesidir.
1000Kitap
Hızlandırılmışlıklar ( Bilgisel)
Bugün bir kurs gördüm ve hakkında biraz olsun konuşmak istedim. Son yıllarda bazı eğitim ürünleri, karmaşık teknik becerilerin normalde gerektirdiği uzun öğrenme sürelerinin çok daha kısa zaman dilimlerine indirgenebileceğini (örneğin “on günlük işi bir günde bitirme”) iddia ediyor. Bu tür söylemler cazip olmakla birlikte, akademik ve teknik disiplinler bağlamında epistemik geçerliliklerinin tartışılması gerektiğini kanaatindeyim. Bence hızlandırılmış öğrenme iddiaları; bilişsel bilimler, eğitim kuramları ve akademik normlar çerçevesinde ele alırsak bile aşırı zaman sıkıştırması vaatlerinin çoğu durumda gerçek uzmanlık aktarımından ziyade yüzeysel bilgi aktarımı şeklinde olduğunu düşünüyorum. Bilişsel bilimler perspektifinden bakıldığında öğrenme, yalnızca bilginin aktarılması değil; aşağıdaki unsurları içeren çok boyutlu bir süreçtir: Uzun süreli bellekte pekişme, hata temelli geri bildirim döngüleri, bilginin farklı konularla transferi. Bilgi uzun süreli bellekte pişme durumunu da elbette farklı konularla bağdaştırarak daha da kalıcı hale geliyor. Özellikle teknik konular bağlamında düşündüğümüz zaman bu işin salt teorik bilgi çerçevesinde değil bir de deneysel zeminde de karşılığının olması durumunda hızlandırılmışlıklar kavramının ve vaatlerinin epey yüzeysel olacağı kanaatindeyim.
EPİSTEMOLOJİ ÜZERİNE
İnsanın yalnızca nefes alıp veren, yiyen, içen, üreyen ve benzeri doğal işlevlerde bulunan bir hayvan olmayıp merakın üst sınırlarını çıkabilen bir varlığa dönüşmesinin en etkileyici dışa vurumlarından biri "felsefi meraktır". Felsefe ile uğraşan kişiler örneğin yalnızca iyi veya adil olarak kabul gören davranışların çerçevesinde bulunmakla yetinmeyip, iyilik ve adalet kavramlarının inceliklerine ilişkin sorular sorar ve çoğunlukla sorgulanmayan varsayımları ve fikirleri sorgularlar. Benzer şekilde, felsefe merakı olan insanlar, her gün doğal olarak gerçekleştirdiğimiz bilgisel eylemlerin düzeyinde kalmayıp, bilgi kavramının inceledikleri üzerinde kafa yormaya yönelirler. İnsan olmanın bir parçası olan "merak etme" kapasitesinin bir uzantısı, bu bağlamda, bilgiye dair daha üst düzey bilgi edinme ve kavrayışa ulaşma arzusudur. "
Duygu ve Düşünce