Din insanın bütün zihni ilgilerini, bilgisel duygu­sal ve maddi/manevi ihtiyaçlarını düzene koyar ve ona her konuda kılavuzluk yapar. Din aşkındır, insanı aşar, bu sebeple de insanı değiştirmeye, dönüştürmeye muktedir olan tek otoritedir. Çünkü insan potansi­yeli itibariyle iyilerden daha iyi, kötülerden daha kötü olmaya müsaittir.
Cinayet, aşka benzer...
Çünkü o da aşk gibi yaşamımızı kesintiye uğratır. Kimsenin başına gelsin istemeyiz ama cinayet işleyen kişi bir âşık gibi bütün sinir sistemini bu iş için seferber etmek durumundadır Yapılan iş, katilimizin bütün yaşamını kökten değiştirecektir. Öğrendiği bütün öğretiler, benimsediği bütün değerler, varsa dini inançları cinayet, anına yaklaşırken ya da öldürme eyleminden sonra teker teker gözden geçirilecek, büyük bir hesaplaşma yaşanacaktır. Ruhsal duyarlığı, bilgisel derinlikle keskinleştirilmiş, sinir sistemi zayıf entelektüellerde bu hesaplaşmanın sonuçlan, tıpkı aşkta olduğu gibi çok daha yıkıcı olacaktır. Bu işin tek yararı, birkaç yüzyılda bir Sade, Baudelarie, Dostoyevski, Kafka gibi büyük yaratıcılann ortaya çıkmasına olanak vermesidir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bilgisel hafıza hipokampüs aracılığıyla oluşurken duygusal hafıza amigdala aracılığıyla oluşmaktadır. Bu iki hafıza tipi arasındaki en önemli ayrıntı, hipokampüs aracılığıyla öğrendiğimiz bilgiler tekrar edilmedikleri müddetçe unutulmaya mahkumken amigdala aracılı öğrendiğimiz bilgiler asla unutulmamaktadır.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Alıntı
Edebiyatın hakikatle ilişkisi yoktur, anlamı duygusaldır
I.A. Richards ‘a göre edebiyatın işlevi, bilimin işlevlerinden ayrıdır. Nasıl? Dilin sadece göndergesel yolda kullanılmadığına, ikinci bir yolda daha kullanıldığına dikkat çekiyor Richards; duygusal kullanış. Bu sefer dil, bilgi vermek, bir olguyu tasvir etmek için değil, ama duyguları dile getirmek ya da başkalarında duyguları uyandırmak için kullanılır. Dilin duygusal kullanılışında doğruluk-yanlışlık söz konusu değildir ve edebiyatta dilin kullanılışı işte bu duygusal alandadır.Richards’a göre dilin hangi amaçla, hangi anlamda kullanıldığını anlamanın bir yolu, söylenen söz için,” doğru mu, yanlış mı?” sorusunun uygun düşüp düşmediğine bakmaktır. Eğer böyle bir soru yersiz ise kullanış duygusaldır. “Edebiyat eserindeki anlam bilgisel değil; duygusal” demekle Richards, hakikat sorununu edebiyatın tamamen dışında bırakıyor.
Sayfa 284·Kitabı okudu
"İlâhî olan" açık açık tartışılmasa da Anaksimandros'un bilgisel projesinin bütünü, tanrıları bilmezden gelmekten oluşan radikal bir tavır alış üstünde temellenir. Dinsel bilginin açık bir eleştirisi olmasa da, bu tavır alış, temelini tanrılarda bulan baskın düşünceyle çatışmaya girmeden edemez. Çatışma başlamıştır; uzun ve hazin bir tarihi olacaktır. 1. Çatışma Mistik-dinî düşüncenin, yeni natüralizme karşı direnci çok geçmeden başlar, yoğunlaşır ve Batı uygarlığı boyunca bazen kısa bazen uzun süren hayli şiddetli dönemleriyle farklı biçimlerde devam edecek olan savaş derhal patlak verir. Müşriklik suçlamaları, Anaksimandros'un ve Anaksagoras'ın sonraki kuşaktan Yunan kardeşleri olan bazılarının kapısına "sürgüne gönderilme" olarak dayanmaya başlarken Sokrates'e gelindiğinde o, gençlerin ahlâkını bozmaktan ve sitenin tanrılarına hakaretten baldıran zehri içmek suretiyle ölüme mahkûm edilir. Sokrates'in hükmedilen suçu, Aristofanes'in kitabımızın IV. bölümünde atıf yaptığımız komedyasında kısa süre önce sahnelenen suçlamayla tastamam aynıdır ve Anaksimandros'un sorduğu meşhur sorulardan birini akla getirmektedir: Yıldırım, Zeus'un gönderdiği bir gazap mıdır? Yoksa bir rüzgâr girdabından mı kaynaklanır? Bununla birlikte, muhtemelen daha o sıralarda çağın icaplarıyla sıkıntıya girmiş olan Yunan dünyasının ve ilk Roma 69 Bu muhakkak ki bir anakronizmdir, ama bize Anaksimandros'un açıklamalarından söz eden çok sayıda antik fragmana ve de tanrılara hiçbir referansta bulunmamasına bakıldığında, insanın Anaksimandros'a şunu sorası gelir: "Ya tanrılar?" Ve Anaksimandros'un kitabımızın kapağında yer alan mozaikteki dalgın, yumuşak, ama yarı karamsar yüzünün, bize sessizce dönerek ve gülümseyerek, Laplace'ın Napolyon'a verdiği meşhur cevabı, asırlar öncesinden fısıldadığını
Dilin göstermesel olarak kullanılmasına özellikle bilimi yazılarında, gazete makalelerinde, kısaca ,bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılarda rastlarız. Edebiyatta ise dil ikinci amaç için, duygusal olarak kullanılır ve bundan ötürü edebiyat bilgisel değildir. Edebiyat eserinde söylenenlerin doğru olması, gerçekliği yansıtması söz konusu edilemez. Edebiyatta doğruluk, eserin kendi içindeki tutarlılık demektir. Bu iddaa, eseri değerlendirirken dış dünya ile, hakikatle ilişkisini hesaba katmadan, sadece bir yaşantının düzenlenmesi olarak kendi başına ele alınmasına olanak hazırlar.
Sayfa 238·Kitabı okudu