Şimdi insanlığın yeni tabusu bilimdir. Bilim, insanın hür düşüncesinin önünde demirden bir köstek gibi duruyor. Ona, her şeyi benim dediğim gibi düşüneceksin, diyor. İnsanı yalnızca ancak kendi bildirdikleri ile sınırlandırıyor.
Ölmek istemiyorum, çünkü geleceği aklımdan çıkaramıyorum. Yaşamın
bana neler getireceğini öğrenmek için umutsuzca bir merak duyuyorum. Başımdan neler geçeceği, nasıl gelişeceğim, beş yıl sonra, on yıl sonra, otuz yıl sonra ne olacağını. Evleneceğim adam, yaşayacağım ve gezeceğim yerler. Çocuklar. Yalnızca bencil bir merak değil. Tarih boyunca en az ölme arzusu duyulacak bir zamanda yaşıyorum. Uzay yolculuğu, bilim, uyanıp gerinen koca bir dünya.
Yeni bir çağ başlıyor. Tehlikeli olduğunun farkındayım. Ama bu dünyada yaşamak harika bir şey. Çağımı çılgınca seviyorum.
İnsan, insan olduğunu bileli
Hayvanları aşağılayıp
Kendini yüceltti.
Tanrı dedi
Kendisine benzetti.
Bilim tahtından Darwin
"Yeryüzünün şanı şerefiyiz," dedi,
Halt etti.
...
(1. Kisim)
Bu deneye başlamadan önce, hayatın içinde sorgulamadan
sürüklendiğim zamanlarda hayatımı *olaylarla* ölçerdim. Genelde
"iyi vakit geçirmek" olarak görülen şeye kavuştuğumda
mutlu olduğumu *zannederdim*. Ama her günkü mutluluğun hesabını
tutmaya başladığımda, kendine özel bir niteliği olan bazı anların
farkına vardım, bu nitelik ****etrafımda olup bitenden tümüyle
bağımsızdı**** zira bazen en önemsiz durumlarda ortaya çıkıyordu.
Bu anların özel olmasının sebebi, "güzel vakit geçirmek"ten anladığım şeyin çok ötesinde bir mutluluk hissi vermesi ve gündelik
kayıtlarımdaki diğer bütün kaygıları gölgede bırakmasıydı.
Bu anların
tesadüfen
bir kenara çekilip
kendi deneyimime
***geniş bir odakla baktığım,
hiçbir şey istemediğim ve
her şeye hazır olduğum***
zamanlarda ortaya çıktığı sonucuna vardım zamanla.
Çalışmalarımın geri kalanı bu bakma becerisinin neye bağlı olduğunu
ortaya çıkarma teşebbüsüne dönüştü.
Sadece farklı şeylerden keyif aldığımı değil farklı şeyler istediğimi
de fark ettim. Körlemesine yaşadığım zamanlarda farklı isteklerle
oraya buraya savruluyordum, ama onlara bakmayı bıraktığımda
şamataları dindi ve kendi içimde çok daha derinlerden çıkıp
geliyormuş gibi görünen başka isteklerin farkına vardım.
Hayatta olduğuma emin olduğum kadar
emindim ki mutluluğun *gerekçeye ihtiyacı yoktu**, aynı zamanda
yaptığım şeyin benim için doğru olduğuna dair nihai sınavdı. Ancak
Bilim tarihini tek bir önemli cümleye indirgemeniz gerekse, o cümle "Her şey atomlardan yapılmıştır" olurdu. Onlar her yerdedir ve her şeyi onlar oluşturur.
Çok uzun yaşadıklarından atomlar defalarca deveran eder. Sahip olduğunuz her bir atomun size gelene dek birkaç yıldızdan geçtiğini,milyonlarca organizmanın parçası olduğuna kesin gözüyle bakabilirsiniz. Her birimiz atom açısından o kadar zenginiz ve öldüğümüz zaman öyle etkin bir geri dönüşüm sürecine gireriz ki atomlarımızın önemli bir miktarı( kişi başına tahminen bir milyar kadarı) muhtemelen bir zamanlar Shakespeare'e aitti.1 milyar atom da her birimize Buda'dan, Cengiz Han'dan ve adlarını sıralamak isteyeceğiniz başka bir sürü tarihi şahsiyetten geldi( Bunların maziye karışmış zat-ı muhteremler olmaları şart tabii çünkü bir kişiye ait tüm atomların tekrar paylaştırılması onlarca yıl alır yani siz ne kadar isterseniz isteyin henüz Elvis Presley'le birleşmiş olamazsınız)
Demek ki hepimiz kısa ömürlü olmakla birlikte, reenkarnasyonlarız. Öldüğümüz zaman atomlarımız dağılır ve başka yerlerde yeni kullanımlar bulmak (bir yaprağın ya da başka bir insanın veya bir çiğ damlasının parçası olmak) üzere çekip giderler. Bununla birlikte kendileri neredeyse sonsuza dek yaşar. Bir atomun ne kadar uzun yaşayabileceğini kimse tam olarak bilmiyor ama Martin'in Rees'e göre ömürleri yaklaşık 10 üzeri 35 yıldır: Benim bile bilimsel yazımına başvurmaktan çekinmeyeceğim kadar büyük bir sayıdır bu.
Üstelik atomlar çok miniktir hem de nasıl minik yarım milyon atom omuz omuza dizilse bir insan tüyünün arkasına saklanabilir. Böyle bir ölçekte tek bir atomu hayal etmek esasen imkansızdır, ama elbette denemekte özgürüz...