Puan vermedi·552 syf.·
2026 85. kitabı
Bu kitabı okurken kendimi sürekli durup internette bir şeyler araştırırken buldum. Uzun zamandır bir kitap merak duygumu bu kadar canlı tutmamıştı. José Rodrigues dos Santos, bilim, tarih, din ve felsefeyi bir araya getirerek oldukça sürükleyici bir kurgu oluşturmuş. Kitap boyunca Einstein’ın düşüncelerinden yola çıkılarak evrenin kökeni, Tanrı kavramı ve insanlığın en eski sorularından bazıları ele alınıyor. İlk bakışta bir roman gibi görünse de zaman zaman kendinizi bilimsel bir makale ya da felsefi bir tartışmanın içinde bulabiliyorsunuz. Bu durum bazı bölümlerde tempoyu yavaşlatsa da anlatılan fikirlerin etkisini artırıyor. Benim en çok hoşuma giden şey, yazarın kesin cevaplar vermek yerine okuyucuyu düşünmeye teşvik etmesi oldu. Kitap bittiğinde aklımda hikâyeden çok sorular kaldı ve sanırım eserin asıl gücü de burada yatıyor. Eğer bilim, din ve insanlığın varoluşuna dair konular ilginizi çekiyorsa, Tanrı’nın Formülü yalnızca keyifli bir roman değil, aynı zamanda uzun süre zihninizde yer edecek bir okuma deneyimi sunuyor. Bir sonraki satırda görüşmek üzere.
Edebiyat
Tanrı'nın FormülüJose Rodrigues dos Santos · Pegasus Yayınları · 20143,834 okunma
İnanmak Görmektir
9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 10:59
Bilim ilerledikçe cevapların çoğalacağını düşünürüz. Oysa bazen yeni keşifler, cevaplardan çok daha fazla soru getirir. İnanmak Görmektir tam da bu noktada duruyor. Fizikçi Michael Guillen, yıllarını bilime adamış bir araştırmacı olarak evrenin derinliklerine baktığında yalnızca formüller, teoriler ve deneyler değil; aynı zamanda insanın anlam arayışıyla beraber dinin kapılarını da aralayan gerçekler görüyor. Kitap; kuantum fiziğinden kozmolojiye, matematiğin şaşırtıcı gücünden insan bilincinin gizemine kadar uzanan geniş bir yolculuk sunuyor. Guillen, modern bilimin ortaya çıkardığı büyük soruların peşine düşerken okuyucuyu da alışılmış düşünce kalıplarını sorgulamaya davet ediyor. En etkileyici yanı ise bilimi ve inancı karşı karşıya koymak yerine, ikisinin kesiştiği noktaları araştırması. Evrenin neden anlaşılabilir olduğu, görünmeyen şeylerin nasıl gerçek kabul edildiği ve insanın yalnızca gördükleriyle mi yoksa inandıklarıyla mı (belki de her ikisi) yol aldığı gibi sorular kitabın merkezinde yer alıyor. Bilim, felsefe ve insanın varoluş serüvenine ilgi duyanlar için dikkat çekici bir okuma deneyimi sunan "İnanmak Görmektir", IQ (mantığa dayalı zekâ) ve SQ (ruhsal zekâ) kavramları üzerinde temellenen bir ortaklık anlayışını hayatınızda aktif etmeniz gerektiğini söylüyor. İnanmak Görmektir
1000Kitap
İnanmak GörmektirMichael Guillen · The Kitap · 202528 okunma
Reklam
Olmaktan korktuğum kişiyim; Anneannem.
3/10
·320 syf.··
2026 11. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:43
Ben artık iflah olmaz bir komplo teoricisi, bir numaralı Batı düşmanı olmuşum; yani anneannem. Yaş almak, sen nelere kadirsin! Düşünüyorum da gençliğin verdiği o toyluk, o cahillikle bu kitabı birkaç yıl önce okumuş olsam, şu an beni çok rahatsız eden şeyler o zaman da eder miydi? Galiba evet ama benim bugün geldiğim durum yılların nefreti. Bu Batılıları Allah bildiği gibi yapsın; adamlar yıllarca sömürgeden sömürgeye koşsunlar, köle ticaretlerinin, akla hayale gelmeyen etik ikilemlerin içinde yüzsünler, sonra gelsinler romanlarında bilim adı altında yaptıkları hayali, sözde “kahramanlıkların” propagandasını yapsınlar. Çocuk klasikleri diye milyonlarca çocuk okusun, beyinleri yıkansın. Hadi oradan! Üç puan niye verdim diye sorarsanız; kitabın başı ne kadar sıkıcıysa balona bindiklerinden sonraki kısım bir o kadar sürükleyiciydi, o yüzden. Bir de Jules Verne çok değişik bir adam. Yazım dili öyle bir dil ki teoride mümkün olmayan hem balon icadını olsun hem yolculuğun kendisini olsun öyle bir yazıyor ki şahsen ben kendimi,”bu yazılanların gerçeklik payı var mı?” diye araştırırken buldum.
Balonla Beş HaftaJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,3bin okunma
Puan vermedi
Bugün masamda, sayfalarını nasıl çevirdiğinizi anlamayacağınız, kuantum fiziği teorilerini nefes kesici bir gerilimle harmanlayan enfes bir bilimkurgu romanı var: Blake Crouch’tan Karanlık Madde. Hikayenin merkezinde, geçmişte büyük bir bilimsel kariyer ile ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmış ve tercihini sakin bir aile hayatından yana kullanmış fizik profesörü Jason Dessen yer alıyor. Jason, eşi Daniela ve oğlu Charlie ile Chicago’da mutlu bir yaşam sürerken, bir gece maskeli bir yabancı tarafından kaçırılıyor ve kendisine enjekte edilen bir kimyasalın ardından gözlerini açtığında, bildiği her şeyin tamamen değiştiği bir gerçeklikle karşılaşıyor. Bu yeni dünyada eşi onunla hiç evlenmemiştir, bir oğlu yoktur ve kendisi laboratuvarda imkansızı başararak kuantum süperpozisyonunu insan boyutuna taşımış dahi bir bilim insanıdır. Jason, çoklu evrenlerin ve seçilmeyen yolların yarattığı bu devasa labirentte, kendi gerçekliğini ve ailesini bulmak için zamana karşı amansız bir mücadeleye girişiyor. Schrödinger'in Kedisi teorisini bir insanın hayat seçimleri üzerinden yeniden yorumlayan roman, temposunu bir an bile düşürmeyen yapısıyla okuyucuyu sürekli ters köşe yapıyor. Sürükleyici bir paralel evren macerası sunmanın yanı sıra, insanın kendi geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve *"O kararı vermeseydim bugün kim olurdum?"* sorusuyla yüzleşmesini sağlayan derin bir felsefi sorgulamayı da beraberinde getiren bu eseri, bilimkurgu ve gerilim seven herkesin mutlaka kitaplığına eklemesini öneririm.
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018412 okunma
Çıban
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazılarıysa insanın zihninde uzun süre kapanmayan bir kapı aralar. Çıban ikinci türden bir roman. İlk bakışta teknoloji, yapay zekâ ve geleceğe dair bir kurgu okuyacağınızı düşündürüyor; fakat sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir mesele olduğunu fark ediyorsunuz. Romanın merkezinde aslında teknoloji değil; insanın sınır tanımayan kontrol arzusu, güce duyduğu açlık ve kendi karanlığıyla kurduğu ilişki yer alıyor. Birbirinden bağımsız görünen karakterler zamanla aynı yapının içinde birleşiyor ve her biri büyük resmin başka bir yüzünü gösteriyor. Serdar; başarıyı kusursuzlukla karıştıran, aklıyla yükselirken kendi iç dünyasına yabancılaşan bir karakter. Kurduğu düzenin hâkimi olduğunu sanırken, fark etmeden kendi zihninin labirentine sürükleniyor. Ezgi umut ve vicdanın temsilini taşırken, Deniz’in yükselme tutkusu insanın doyumsuz tarafını görünür kılıyor. Ayruk ise sistemle savaşırken kendi sınırlarını zorlayan bir adalet arayışını temsil ediyor. Ve sonra Bekir Amca çıkıyor karşımıza; sıradan görünen ama hikâyenin yönünü değiştiren o kırılma noktası gibi… Romanın güçlü taraflarından biri karakterlerini yargılamaması. Burada kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu değil. Herkes kendi yarasının, kendi geçmişinin ve kendi gerekçelerinin içinde var oluyor. Bu yüzden okur karakterlerle her zaman aynı fikirde olmasa bile onları anlamaya başlıyor. Teknolojik gelişmenin özgürlük getirdiği düşüncesinin tersine, romanda ilerleme arttıkça baskı da büyüyor. Bilgi çoğaldıkça huzur değil; şüphe, yalnızlık ve çözülme hissi derinleşiyor. Hikâye bu yönüyle yalnızca bilim kurgu değil; psikolojik gerilim, toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamaları aynı zeminde buluşturuyor. Özellikle geçmiş medeniyetlere uzanan detaylar ve sistem eleştirisi,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202674 okunma
9/10
·305 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:31
Gökteki Göz, ana karakterimiz Jack Hamilton'ın işinden kovulmasıyla başlıyor. Gerekçesi de başarısızlığı değil, kitabın yazıldığı dönemde de mevcut olan politik atmosferdir. Patronu, Hamilton'a eşi Marsha'nın sol eğilimli fikirlere sahip olduğu, şüpheli dergilere abone olduğu ve komünist yatkınlığı bulunan derneklere destek olduğuna dair raporlar olduğu gerekçesiyle kendisinin gizli bilgilere erişiminin sakıncalı olacağını sebep gösteriyor. Gökteki Göz, şu ana kadar okuduğum bütün Philip K. Dick kitapları içinde sanırım en politik kitaptı. Bu girişte, 1950'lerin Amerikasında, SSCB ile Amerika arasında süregelen Soğuk Savaş sürecinde birçok insan, özellikle entelektüeller, sanatçılar ve bilim insanları sürekli olarak gözetim altında tutuluyordu, "Kızıl Korku" olarak adlandırılan bu komünizm düşmanlığı ve korkusu bir cadı avına dönmüş haldeydi. Özellikle, dönemin bilimkurgu eserleri için "dış uzay"dan "iç uzay" dönemine geçilmiş. Dick de aslında genel olarak birçok eserinde gerçeklik ve insan algıları üzerine odaklanan bir yazar olarak bu kitapta da asıl tehtidin dışarıdan gelecek bir uzaylı ırkı değil de insanın kendi algıları, dogmatik inançları ve bu inançları baskı ve saldırı malzemesi haline getirme isteği olarak kullanıyor. Farklı karakterlerin kendi inançları ve dünyadan beklentilerine göre şekillenen farklı farklı dünyaları gezdiğimiz kitap hem çok keyifli, hem sosyolojik ve psikolojik eleştirileriyle çok ilginç hem de döneminin siyasi ve toplumsal durumuna dair Philip K. Dick'in yorumlarıyla çok göz açıcıydı.
Gökteki GözPhilip K. Dick · Alfa Yayıncılık · 2019257 okunma
Reklam
Reklam