Eksik İnsanların Masası: Haklılıktan Sorumluluğa, Sığınaktan Dikkat Etiğine Bir Yolculuk İnsanlık düşüncesi, çoğu zaman büyük bir mimari inşa faaliyeti gibi işlemiştir. Filozoflar, kuramcılar ve sistem kurucular, insanı dünyadaki ağırlığından kurtaracak, ona bir "haklılık" zemini verecek veya varoluşun sancısını dindirecek görkemli kuleler inşa etmişlerdir. Ancak, bir insanın kendi zihniyle, vicdanıyla ve sorumluluklarıyla kurduğu ilişki üzerine yapılan bir sorgulama, bu kulelerin aslında birer sığınak olduğunu fısıldar. Adalet teorilerinden, devrim anlatılarına; geleneksel erdemlerden, modern aydınlanma vaatlerine kadar her büyük düşünsel yapı, insanın "yükünü" devretmesi için bir mekanizma sunar. Oysa gerçek bir düşünsel olgunluk, sığınak inşa etmekte değil, sığınakları birer birer sökmekte yatar. Sığınakların Çöküşü ve "Muafiyet" Mekanizması İnsan zihni, tarih boyunca eylemleriyle vicdanı arasındaki mesafeyi korumak için sürekli bir "muafiyet" arayışında olmuştur. Kimi zaman tarih, kimi zaman ulus, kimi zaman Tanrı, kimi zaman da mağduriyet veya bilim; sorumluluktan kaçışın meşru gerekçeleri haline getirilmiştir. "Ben üstüme düşeni yaptım, gerisi artık benim sorumluluğum değil," fısıltısı, her ideolojinin arka planında çalışan sessiz bir motordur. Bu yürüyüşün ilk aşaması, bu muafiyet mekanizmasını teşhir etmekti. İnsan, kendi haklılığının arkasına saklanarak başkasının acısını görmezden gelebilir; ya da kusurluluğunu bir mazeret olarak kullanıp eylemsizliği seçebilir. Oysa gerçek bir etik duruş, ne haklılığın arkasına saklanmayı ne de hatanın arkasına gizlenmeyi kabul eder. Ahlak, bir "aklanma sertifikası" değil, omza düşen payın devredilemez hamallığıdır. Bekçilikten Bahçıvanlığa, Atölyeden Masaya Düşünce, bu süreçte statik rollerden dinamik süreçlere
Felsefe
Beyin Taştan Değil, Kilden Yapılmıştır
Eskiden bilim insanları beynin belirli bir yaştan sonra sabit kaldığını düşünüyordu. Bugün biliyoruz ki beyin hayat boyu değişebilir. Bu olaya Neuroplasticity denir. Yani tekrar ettiğin her düşünce, her davranış ve her alışkanlık beyninde yeni yollar oluşturur. Bir gün değil. Bir hafta değil. Aylar boyunca tekrar ettiğin şey, sonunda sen olursun. Bu yüzden: Ne yaptığın değil, sürekli ne yaptığın önemlidir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Her bilim, esasında, felsefedir.” #MartinHeidegger
Alıntı
Ç I B A N
Herkese Merhaba ; Akıcı ve konusuyla sürükleyici bir kitap önerisi ile geldim. Güç, hırs ve modern teknolojinin insan ruhunu nasıl çürüttüğünü; geçmişin fedakarlıklarıyla bugünün kibrinin çarpışmasını anlatan gizem dolu bir bilimkurgu-gerilim romanıdır.. Serdar, araştırmacı ve bir o kadarda zekasıyla her zaman kendini gösteren bir karakter. Dedesinden kalan gizemli kutunun ortaya çıkması ve yolları kesiştiği insanlar,..bu meraklı yolculuğa sürüklüyor bizide.. Serdar, zamanı büken kusursuz bir makineleşmenin, insanlığı bir sarmalın içine hapsettiğini fark eder (ya da geçirdiği ağır psikotik nöbetler yüzünden buna inanır). ​Hastanede hemşirelik yapan Ezgi gibi karakterler, Serdar'ın bu iddialarını ağır bir akıl hastalığı olarak görüp hayatın güvenli, sıradan rutinine sığınmayı seçerler. Toplumun büyük kısmı da (Gökhanlar, Büşralar) yaklaşan büyük felaketi görmezden gelip sahil kafelerinde neşeyle yaşamaya devam eder. ​Serdar insanlığı uyandırmak ve teknolojiyle evreni alt etmek isterken kendi kibrinin kurbanı olur. Parmak izleri yok olmuş, kimliği tamamen silinmiş bir şekilde, Kadıköy köprüsünün paslı demirlerine tutunarak sokağa düşer. İnsanlık kendi "çıbanını" kendi eliyle büyütmüştür. Dünya on yıl sonra yanacak olsa bile, zaman durdurulamaz bir şekilde akmaya devam eder. "ilerleme" adı altında insanlığın doğadan ve köklerinden koparak nasıl kendi sonunu hazırladığını vurucu bir sonla bitirir. Sıradan insanlar yaklaşan kıyameti tamamen unutup konforlu ve neşeli hayatlarına devam ederken; sistemi ve havayı "hacklemeye" çalışan en zeki ama en ıssız adam Serdar, kendi yarattığı cehennemin içinde bir gölgeye dönüşür. Zaman ise hiçbir şey olmamış gibi kendi sarmalında akmaya devam eder. .."𝘠𝘢 𝘻𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘥𝘶̈𝘻 𝘣𝘪𝘳 𝘤̧𝘪𝘻𝘨𝘪 𝘥𝘦𝘨̆𝘪𝘭 𝘥𝘦, 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪 𝘬𝘶𝘺𝘳𝘶𝘨̆𝘶𝘯𝘶 𝘺𝘶𝘵𝘢𝘯 𝘢𝘤ı𝘮𝘢𝘴ı𝘻 𝘣𝘪𝘳
Bilim ve Gelecek dergisinin son sayısını almanızı öneririm.
Hz ibrahimin yadigarı şanlıurfa Her ne kadar mağara aslında zor koşulların bilgisizliğin simgesi olarak görülsede medeniyetleri bugüne taşıyan bizi geçmişimizle yüzleştiren tarihi mekanlar olmasından önem arzeder Atlas sayı 160 temmuz 2006 Çayın demine bakan zeynep Nene Dediki kaynanı seviyormusun hergele O seni seviyormuşki tam deme geldin Zannetmeyinki mağaradakiler cahildir Onlar sevr dağı hira mağarası gibidir Hepsidi ilmin okumanın merkezi Hele hele gardaş kul nefsani İç çayını otur muhabbete baş köşeye Biraz bizim ilyas götürsün sizi şehire Sanmayınki mağarada yaşayan yoksuldur Allah Tealayı anan en zengin kuldur Nice insana ilim öğretti mağaralar İlim bilim kültür urfada ne ararsan var Evlat Allahı ananla toprak konuşur Toprağa basman bile hidayet nurudur İlyas başladı şehri urfayı anlatmaya Açık hava müzesidir Şanlıurfa Mübarek toprağa ayak bas besmele ile Urfada yaşanmış binlerce efsane Eşsiz lezzetleriyle şanlı bir şehir Güney Anadolu’nun paşası gibidir Balıklı Göl, Şanlıurfada kırıldı putlar Nemrutlarla kıyam eden zaferi kazanır Kim Allahı anarsa gül suyu ile yıkanır
Şiir