Kazanmak da kaybetmek de insanoğlu içindi. Bu dünyada
oyalanması için verilen meşgalelerin sonucunda galibiyet de
oluyordu mağlubiyet de. Savaş da oluyordu barış da. Birinin
bir tarafa getirdiği mutluluk karşısındakini hüzne gark ediyordu. Herkes de kendince haklıydı üstelik. Peki, ortalık kırıp
dökülmeden varılamıyor muydu sulha? Beyaz bayrak göndere
çekilmeden evvel neden kana bulanması gerekiyordu? Belki
tüm bunlar, hepsi etten ve kemikten yaratılan insanın kalbinde
sakladığı süveydadan kaynaklanıyordu.
Sahra’nın minik ziyaretlerini
imtihan olarak görmesi bundan sonra yaşamının en büyük
sınavıydı. Tıpkı ruhlar âleminde Cenab-ı Allah’ın ‘Ben sizin
Rabbiniz değil miyim?’ sorusuna ‘kalubela’ dememiz gibiydi.
Cevaptaki belâ kısmında ‘Sen’den gelecek cefaya da belâya da
eyvallah, başım gözüm üstüne’ diyerek baştan kabul etmekti
Hak’tan geleni