O gece yatakta, Süreyya Taheri’nin orak biçimindeki doğum lekesini, hafif kemerli burnunu, gözlerime bi anlığına kenetlenen, parlak gözlerini düşündüm. Onu düşünmek bile yüreğimin kekelemesine yetiyordu. Süreyya Taheri. Bitpazarında bulduğum prensesim
“Harry Potter, Dobby’yi özgürlüğüne kavuşturdu!” dedi cin tiz bir sesle, kafasını kaldırıp Harry’ye bakarak. Küre misali gözlerinde en yakın pencereden sızan ay ışığı parıldıyordu.”Harry Potter, Dobby’yi serbest bıraktı!”
Dışarıda sanki hayat durmuştu. Saatlerdir Kerberos’un da sesi duyulmuyordu. Ahtapotlar,midyeler,balıklar, koskoca Karadeniz susmuştu. Ne bir otomobil ne de bir sokak kedisi geçiyordu, minareler susmuştu. Mezarda yatan Arzu, kahvedeki Hatice Hanım’ın kocası, kasabaya uzanan yol susmuştu. Bütün dünya kardeşimin hikayesini dinliyordu.
“Ve ben burda dört hafta daha kalacağım diye talihsiz olduğumu düşünmüştüm.”dedi. “Bunun yanında Dursley’ler bile insana benziyor. Peki, kimse sana yardım edemez mi? Ben edemez miyim?”