Hayatın bize sundukları içinde hüznü doğal bir seçimle sevebiliyor oldaydık; iri kahkahalara, gösterişli hayatlara ihtiyaç duymayacaktık. Ruhumuzu faniliğin dalga boyuna ayarlayabilseydik, incinmezlik ve sonsuzluk yanılsamasının avucumuzdan kayıp gittiği anlarda, yeis sırtımızı yere vuramayacaktı.
Şayet insan, ölmeden tarihin üçüncü eşiğini atlatmak istiyorsa, medeniyetler diyaloğunun zamanı çoktan geldi çattı.
Birinci eşik, insanın aletle doğuşu oldu. İkincisi, tarımla birlikte medeniyetin fışkırmasıydı. Üçüncüsü ise, maddenin göbeğindeki atomla ve hayatın kalbindeki genlerle oynama eşiğidir. Bundan böyle insan, bütün önceki fetihlerini silip atma güç ve kutretine ermiş bulunuyordu. Genlerle oynamak suretiyle, insanı, âleti keşfinden önceki dönemine, hayvanlık dönemine döndürebilecek teknik güçe sahip. Atomla oynayarak, altı bin yıllık medeniyetin bütün izlerini ortadan kaldırmanın, hatta yeryüzündeki her türlü hayat izini yok etmenin teknik gücüne de sahip.