Şöyle baştan söyleyeyim: Bu kitap kolay bir okuma değil. Konusu ağır, gerçek ve Türkiye’de çok konuşulmayan bir yaraya parmak basıyor. Büşra Sanay gazeteci kimliğiyle ensest mağdurlarının hikayelerini anlatıyor. Kurgu değil, hepsi gerçek tanıklıklar. Okurken kaç defa nefesini tuttum, kaç defa bunlar nasıl olabilir dedim okumak bile canımı bu kadar yakarken yaşayanları düşünmekten kafayı yedim. Aslında daha önce başlamıştım bu kitaba ama o kadar çok yara bıraktı ki devam edemedim ara verdim bitirmek çok zor oldu. Kitaptaki hangi alıntıyı başlık yapayım diye düşündüm en masumu bu geldi o kadar çok ağır cümlesi var ki, bir çocuk asla o cümleleri hiçbir zaman kurmamalı.
Kitap 15 farklı mağdurun anlatımından oluşuyor. "Kardeşini doğurmak" ismi bile insanın boğazını düğümlüyor: Ensest sonucu hamile kalan ve çoğu zaman kendi ailesi tarafından susturulan kadınların hikayeleri bunlar. Her bölüm farklı bir kadının ağzından, kendi diliyle aktarılmış. Bu yüzden üslup çok ham, sansürsüz ve sarsıcı. Olayları edebileştirmeye çalışmıyor, olduğu gibi veriyor. Bu da kitabı daha vurucu yapıyor.
Kitabın dili akademik veya süslü değil. Tam tersi, sokakta duyacağın, bazen küfürlü, bazen eksik cümleli, çok gerçek bir dil. O yüzden okurken yorulmuyorsun ama duygusal olarak çok yoruluyorsun. Bir sayfa okuyup kitabı kapatma ihtiyacı hissedebilirsin.
Kitabın omurgası "söyleme bilmesinler" kültürü. Neredeyse tüm hikayelerde ortak nokta şu: Mağdur susturuluyor. "Aile dağılmasın", "elalem ne der", "baban hapse girer" baskısı. Suçlu yerine mağdur utanıyor, suçluluk hissediyor. Ensestin sadece cinsel değil, psikolojik ve toplumsal bir yıkım olduğunu iliklerine kadar hissediyorsun. Bir diğer tema da "failin normalleştirilmesi". Amca, baba, abi… Dışarıdan bakınca herkesin "iyi biri" dediği