Zamanımızın Romeo ve Juliet’i gibi görüyorum, Ted Hughes ve Sylvia Plath’i. O kadar “olur”un arasında böyle bir “olmaz”lığı nasıl bulmuşlar? Kader çizgisinden bir sapma.. Acaba yolunda devam etse n’olurdu? Sanırım çoğu insan acısıyla tanınmak yerine, başkalarının gözü değmeden yaşanan bir huzuru, mutluluğu tercih ederdi.
Okurken gözlerimin nemlenmesinden zor, çok zor uzaklaştım. Hem çok başarılı bir yapıt, hem de anı defteri niteliğinde..
Ya Allahım nasıl şekerleme, nasıl sevimli, nasıl hoş bir kitap bu yahu... Bayılıyorum küçük dokunuşlara, böyle masum ve tatlı oyunlara.. içimiz ısındı.
Neden bu kadar beğenildiğine şaşırılmamalı. Harika bir kurgu. Enfes bir öykü... İyi ki bu zamana kadar okumamışım, iyi ki okumak için Kafka’yı anlayabileceğim bir zamanı seçmişim. Çaresizlik, çirkinlik, istenmeme gibi yaşadığı duyguları öyle güzel anlatmış ki. Daha bahsedilebilecek pek çok şey var fakat bu duyguların ifade ediliş biçimi beni özellikle vurdu..
Bazı üslup hataları Türkiye’deki erken hikaye dönemine bakılarak kabul edilebilir.
Konusu bakımından oldukça naif, sevimli ve güldürücü. Çok tatlıydı. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın sevecen ve nükteli tabiatı hakkında fikir sahibi olmayı da sağlıyor, yüzde tatlı bir gülümseme de bırakıyor.
Sırf Salah Birsel’in önsözü için bile okunur.. O kadar sevimli bir Türkçe kullanımı ki, zamane yazarlarının acilen görmeleri gerekiyor. Türkçe’de İngilizce edebiyattan ödünç alınmış üslup görmekten sıkıldım. Türkçe edebiyatın da kendi diline has, özenle yapılanmış bir üsluba ihtiyacı var.