… ihtimal onu iyi dinlemeyecek, anlamayacak, her şeyi öğrenirse ona lanet edecek, onu öldürecek sanmıştı, oysaki Layevski onu dinledi, bakışlarını yüzünde, saçlarında gezdirdi; gözlerine bakarak, “Benim senden başka kimsem yok,” dedi.
“Burada ölesiye savaş lazım. Halbuki ben nasıl savaşçı olurum? Zavallı bir mevrastenik, bir muhallebi çocuğu… Daha ilk gün iş hayatı ve bağ için beslediğim fikirlerin beş para etmediğini anladım. Aşka gelince, sana söyleyebilirim ki Spencer’ı okuyan, aşkı için dünyanın öbür ucuna giden bir kadınla yaşamanın da Anfisa veya Akulina’yla yaşamak gibi tadı yok. Evde aynı ütü, pudra, ilaç kokusu; her sabah aynı bukle kağıtları, aynı kendi kendini aldatış…”
“Ancak nadiren somut bir fikir şeklini alabilen bu endişe daha da nadiren somut bir niyete dönüşürdü. Tüm endişe göz açıp kapayıncaya kadar buharlaşıp duyumsamazlıkla uyuşukluk içinde yitip giderdi.”