Puan vermedi·626 syf.··
2026 129. kitabı
Kitabı okudum bitti. Filmini de izleyecem tabii ki... Küçücük bir kız çocuğunun, sevgisizliğin içinden geçerek kendi sesini bulma hikâyesi bu. Jane’i sevmemin sebebi kusurlarıyla, sivri diliyle, bazen fazla gururlu oluşuyla çok gerçek olması. Hayata karşı dimdik durmaya çalışırken aslında içten içe ne kadar kırılgan olduğunu görmek, insanı kendine biraz fazla yaklaştırıyor. Yatılı okul günleri… Soğuk, açlık ve “erdem” adı altında sunulan yoksunluklar… Bunları okurken insanın aklına ister istemez şu geliyor: Bazı acılar gerçekten terbiye mi eder, yoksa sadece iz mi bırakır? Charlotte Brontë’nin kendi hayatından izler taşıyan bu bölümler, hikâyeyi kurmaca olmaktan çıkarıp neredeyse itirafa dönüştürüyor. Ve sonra Rochester… Aşkın tuhaf ve biraz da inatçı hali. Jane’in “sevilmek” ile “kendini kaybetmemek” arasında sıkıştığı ince çizgi… Açıkçası burada ben biraz Jane’le tartıştım. Çünkü insan bazen güçlü kalmak isterken en çok kalbinden yeniliyor. Romanın en sevdiğim yanı ise şu: Jane kimsenin gölgesine sığınmıyor. Ne bir erkeğin, ne toplumun, ne de dönemin ona biçtiği rolün. 19. yüzyılda böyle bir karakter yazmak… düpedüz edebi bir meydan okuma. Ama itiraf edeyim, sonu bende küçük bir burukluk bıraktı. Belki de mesele tam olarak bu: Hayat, güçlü karakterlere bile bazen kendi kurallarını unutturabiliyor. Bir yanım Jane’e hayran kaldı, bir yanım da “oraya kadar geldin, neden böyle yaptın?” diye sormadan edemedi. Sanırım iyi kitaplar tam da bunu yapıyor: Seni hem ikna ediyor hem de içten içe huzursuz bırakıyor.
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 126. kitabı
Uzun zamandır okumayı düşünüyordum ama hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden başladığım kitaplardan biri oldu Batan Güneş. Osamu Dazai, bir zamanlar aristokrat bir hayat süren ama babanın ölümünden sonra yavaş yavaş dağılan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Anne, Kazuko ve kayıp kardeş Naoci… Aslında olaylar çok büyük değil ama karakterlerin iç dünyası öyle yoğun ki insan kendini ister istemez hikâyenin içinde buluyor. En çok Kazuko karakteri dikkatimi çekti. Başarısız bir evlilik, düşük, annesiyle kurduğu güçlü ama biraz da yorucu bağ… Bir yandan hayata tutunmaya çalışıyor ama bir yandan da kendini sürekli geri plana atıyor. Kardeşinin dönüşüyle zaten kırılgan olan aile dengesi iyice sarsılıyor ve roman boyunca aristokrasinin çöküşü sadece sosyal değil, ruhsal bir mesele gibi hissediliyor. İnsanlığımı Yitirirken’den sonra okuduğum ikinci Dazai kitabı oldu Batan Güneş. Açıkçası bu kitabı biraz daha fazla sevdim. Japon edebiyatının o sakin ama içten içe insanı kemiren anlatımını seviyorum sanırım. Sessiz ilerliyor ama geride düşündürecek çok şey bırakıyor.
Batan GüneşOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20234,520 okunma
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 113. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:57
Kitabın dili çok temiz, sade ve anlaşılırdı. Gayet güzel, insanı okurken keyifli hissettiren hoş bir eserdi. Bu eser okuyan kişiyi ziyadesiyle memnun edecek türden.
Duygu ve Düşünce
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,559 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 123. kitabı
1980’e giden o puslu yıllar… Sokaklar gergin, üniversiteler diken üstünde. Gençlik bir yanda idealler, bir yanda korkular arasında sıkışmış. Nurullah Genç’in kendi hayatından izler taşıyan romanı Tutkular Keder Oldu tam da bu atmosferin içine alıyor insanı. Erzurum’da kesişen yollar, kurulan dostluklar, büyüyen öfkeler… Ve hikâyenin merkezinde Zülküf. Yoksul, sabırsız, sevdiğine kavuşma arzusu içinde sürekli taviz veren bir genç. Daha rahat bir hayat umuduyla attığı her adım, onu biraz daha ağır bir bedelle yüzleştiriyor. Hayallerinin peşinden koşarken kendinden eksildiğini görmek insanın içini burkuyor. Okurken en çok şunu hissettim: Aceleyle verilen kararlar, insanın kaderinde derin izler bırakıyor. Zülküf’ün yaşadıkları sadece bir karakterin dramı gibi durmuyor; bir dönemin gençliğinin ruh hâli satırlara sinmiş. Karamsarlığın ortasında sabrı, öfkenin içinde umudu hatırlatan bir hikâye. Dili sade, akışı güçlü. Kısa sürede bitiyor ama etkisi zihinde kalıyor. Kitabı kapattığımda içimde tek bir cümle dolaşıyordu: Azla yetinmeyi bilmek ve sağlam bir yere tutunmak insanı ayakta tutuyor. Benim için hem hüzünlü hem düşündürücü bir okuma oldu.
Tutkular Keder OlduNurullah Genç · Timaş Yayınları · 2024645 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 122. kitabı
Bugün masamda sağlam bir aile içi fırtına vardı: El Kızı. Yazarı da malum, insanın içini didik didik eden kalemin sahibi Orhan Kemal. Şunu net söyleyeyim: Kitabı okurken birkaç kez Mazhar’la ciddi ciddi konuşmak istedim. “Kardeşim karar ver artık” diye içimden çıkıştığım oldu. Erkek karakter yazmak başka, o karakterin yaptığı hatalara katlanmak başka meseleymiş. Mazhar iki arada bir derede kalmış bir adam. Annesi bir tarafta, eşi bir tarafta. Ama mesele sadece arada kalmak değil; mesele duruş. Nazan’a üzülmemek elde değil. Sessiz kalışı insanın içine dokunuyor. Hacer karakteri ise… evet, klasik kaynana figürü ama o kadar canlı yazılmış ki sayfayı çevirirken tansiyonum çıktı diyebilirim. Kitap akıyor, tempo düşmüyor. Tam “bir şeyler düzelecek galiba” diyorsunuz, hop yine bir yanlış karar, yine bir kırılma. Erkek gururu, anne bağı, evlilikte sınırlar… Aslında mesele çok tanıdık. O yüzden kızarken bir yandan da düşünüyorsunuz: “Biz gerçekten neyi savunuyoruz, kimi koruyoruz?” En sinir olduğum şey şu oldu: Bedeli çoğu zaman yine kadın ödüyor. Erkek karakter hata yapıyor ama sonuçlarını başkası taşıyor. İşte orada kitap insanı yakalıyor. Tavsiye eder miyim? Eğer aile dinamikleri, güç savaşları ve insanın zaafları üzerine düşünmeyi seviyorsanız kesinlikle okuyun. Ama sakin kafayla, hazır olun. Çünkü bu kitap insanı biraz aynanın karşısına dikiyor.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615bin okunma
Ayfer Tunç Hep Yazsın Biz Hep Okuyalım
9/10
·440 syf.··
2026 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 23:43
Ayfer Tunç sadece yazmıyor; insanın ruh haritasını yeniden çiziyor. O yazsın, biz nefesimizi tutup okuyalım. Son şaheseri Annemin Uyurgezer Geceleri, bittiğinde insanı kendi hayatıyla baş başa bırakan cinsten. Sarsıcı. Akıldan çıkmayacak kadar derin. Şehnaz, annesi ve anneannesiyle yaşayan bir kadın. Hayatı zaten kırık dökük. Üniversitedeki hocasıyla tam otuz yıl süren yasak bir aşkın pençesinde. Aşk mı? Yoksa bir tür bağımlılık ve ruh kanseri mi? Şehnaz, bu manipülatif ilişkinin içinde kendini feda ederken statüsünü de yitiriyor. Aşıklıktan köleliğe evrilen acı bir ömür onunki. Fakat asıl fırtına bir gece yarısı kopuyor. Şehnaz, annesinin uyurgezer olduğunu fark ediyor. Ve o uykulu gecelerde, annesinin dudaklarından dökülenleri dehşet içinde dinliyor. Sırlar birer birer bocalıor üzerine. Geçmişe, ebeveynlerine, hatta üst kuşak atalarına dair doğru bildiği tüm yanlışlar paramparça oluyor. Hayat ardı ardına tokatlar indiriyor genç kadına. Bir elinde yeni gerçekler, diğer elinde öğrenmek istemediği belirsizlikler... Bu sadece Şehnaz’ın ya da annesinin hikayesi değil. Bu, bir ailenin dört kuşak kadınının genetik geçişli acılarının öyküsü. Anneden kıza devredilen mutsuzluklar, kopuk anne-kız ilişkileri ve zehirli bağlar. Kendi hayatlarımızı mı yaşıyoruz, yoksa üzerimize biçilen kaftanların içine girmeye mi çalışıyoruz? Unutmak, beynimizin hayatı sürdürebilmek için bulduğu en muhteşem çözümdü belki de. Ama ya uyanırsak? Ya uyurgezerlik, içimizdeki gizli acıların dışavurumuysa? Hem duygusal, hem gizemli, hem de fazlasıyla sarsıcı. Şiddetle, ısrarla tavsiyemdir. Okuyun ve uyanışın karanlığıyla yüzleşin.
1000Kitap
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20266,7bin okunma