Doğada mülkiyet yoktur. Hayvan­lar mülksüzdür. Sahip olduğunu sandığın şeyler seni aldatmasın. Çünkü bunlar da geçici... Sen de geçicisin! Amacın unutulmamak olamaz. Unutulacaksın... Hizmetini yap ve git... Mülkiyet ve sahip olmak önemli değil, önemli olan vefalı olmak... Yoluna destek olan her şeye saygı duymak...
Kitap Alıntısı
Adaletsizlik kötülüktür. Birine kötülük etmek, ken­dine kötülük etmektir. Çünkü insan kendine karşı da adil olmak zorundadır. Bu evrensel yasayı kendi varo­luşu için de çalıştırabilmelidir. Kendine ve başkalarına karşı adil olabilenler, top­lumun, doğanın ve dünyanın adaletine hizmet etmiş olurlar ki bu bile insanın yüksek varoluş amacına ulaş­ması yolunda çok kıymetli bir seçimdir.
Kitap Alıntısı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan kendine faydalı olmak istiyorsa başkasına fay­dalı olmanın bir yolunu bulmalıdır. Mutlu olmak iste­yen, üretmelidir. İyileşmek isteyen, iyileştirmelidir. Var olmak isteyen, var etmelidir. Sevilmek isteyen sevmeli­dir. Büyümek isteyen kişi, usta yetiştirmelidir.
Kitap Alıntısı
Aurelius’a göre başarısızlık korkusu insanı tembelleşti­riyor, vazgeçiriyor ve üretimden alıkoyuyor. Oysa üret­meyen insan mutsuzdur. Sonucun kölesi olmak yerine sürecin öğrettiklerine açık olmak gerekir. Başarıyı elde etmekten ziyade başarmaya giden yolu asaletle yürüye­ biliyor ve bu yolda üretmeye devam edebiliyor olmanın mutluluğunu yaşam boyu tatmak çok değerlidir.
Kitap Alıntısı
Dalal/DâL/Mudil/İdlâl
Dalal; sapkınlıkta helak olmak, kaybolmak, doğru yoldan çıkmak, insanı istediğine ulaştıracak şeyin yok olması ve istenen şeye kavuşturamayacak olan bir yola girmek demektir. İslamiyet'ten ayrılmak gibi. Dalâlete düşene "dâl" dalalete düşürene de "mudil" dalâlete düşürmeye, azdırmağa da "idlâl" denir. I-20/21
Kitap Alıntısı
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı