Bir Tarihçinin Öfkesiyle Baş Başa Kalmak
Prokopius'un Bizans'ın Gizli Tarihi kitabını büyük bir merakla okumaya başladım. Sonuçta elimde, Justinianus dönemini sarayın içinden gözlemlemiş birinin anlattıkları vardı. İlk sayfalarda Belisarius'un seferleri ve Theodora'nın yükselişi gerçekten büyüleyiciydi. Ama bir noktadan sonra kitabı yarım bıraktım. Sebebi tarih değil, Prokopius'un kendisiydi. Justinianus'a, Theodora'ya ve Antonina'ya duyduğu öfke öylesine yoğun ki, anlatılan olaylardan çok anlatıcının hıncı öne çıkmaya başladı. Bir süre sonra tarih okumaktan ziyade, hiç dinmeyen bir şikâyeti dinliyormuş gibi hissettim. Sanırım kırılma noktam, Prokopius'un Justinianus'u neredeyse insan olmaktan çıkarıp şeytani bir varlık gibi tasvir ettiği bölümdü. O ana kadar "Acaba ne kadarı gerçek, ne kadarı abartı?" diye düşünüyordum. Ama o satırlarda, Justinianus'u anlamaktan çok Prokopius'un öfkesini okumaya başladığımı fark ettim. Yine de bu durum kitabı değersiz kılmıyor. Aksine, Bizans'ın Gizli Tarihi bana tarihçilerin de insan olduğunu hatırlattı. Onlar da hayal kırıklığına uğrayabiliyor, öfkelenebiliyor ve yaşadıkları dönemi kendi duygularının süzgecinden geçirerek anlatabiliyorlar. Belki birgün geri dönerim. Ama şimdilik Prokopius'la aynı masada daha fazla oturmak istemedim.
Bizans'ın Gizli TarihiProkopius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021644 okunma
Puan vermedi
Bugün masamda; öyle alelade bir tarih kitabı değil, zihnimi adeta tersyüz eden "Niçin Tarih?" var. Bu kitabın bana kattığı en büyük değer ne biliyor musunuz? Geçmişi kuru, ruhsuz bir kronolojiden ibaret görmeyi bıraktım. Bugünü inşa eden o derin felsefi zemini fark ettim. Kitap bana tarihin sadece "ne olduğuyla" değil; o arkadaki mutfakla, yani "nasıl ve niçin yazıldığıyla" ilgilenen muazzam bir perspektif kazandırdı. Donald Bloxam, bildiğimiz o sığ ve didaktik kalıpları tamamen yıkmış. Mesela sayfaları çevirirken öyle anlar oldu ki, kendimi antik çağın babası Herodot’un hemen yanı başında, sonra birden Orta Çağ’ın o dinsel tefsirlerinin arasında buldum. Oradan hop 20. yüzyılın çok katmanlı kültür tarihine zıpladık. Düşünsenize, yüzyıllar değişiyor, yöntemler ve felsefeler kökten sarsılıyor ama insanoğlunun o geçmişle bağ kurma, onu gerekçelendirme çabası hiç değişmiyor. İşte o kopmaz bağı tarihsel örneklerle öyle canlı görüyorsunuz ki içiniz ürperiyor. Benim için "Niçin Tarih?", akademi dünyasının o soğuk koridorlarına sıkışıp kalmış bir metin asla değil. Tam aksine; tarihle, felsefeyle ve insanlığın o bitmek bilmeyen hafıza oluşturma çabasıyla dertlenen herkese hitap ediyor. Geçmişin tozlu sayfalarında kaybolalım diye değil; o sayfalardan bugüne, tam da şu an yaşadığımız ana güçlü bir fener tutalım diye yazılmış. Bugünü gerçekten anlamlandırmak istiyorsak, bu esere kitaplıkta mutlaka yer açmalıyız. Hani sonuç olarak bu kitabı kimler okusun derseniz; tarihe sadece ezberlenecek kuru rakamlar gözüyle bakmayan, o tozlu sayfaların arkasındaki felsefeyi merak eden herkes okusun derim. Özellikle bugünün karmaşasını geçmişin o kopmaz bağlarıyla çözmek isteyenler bu eseri mutlaka kitaplığına dahil etmeli.
Niçin Tarih ?Donald Bloxham · Yeditepe Yayınevi · 20260 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Spoiler
Puan vermedi
Aabbiiii daha 80. Sayfadayım 40. Sayfadan beri yazar ısrarla. Bak shane katil diye hüküm giydi ama o değil katil heee bak esas katil reese dostumm anladın mı bak hala anlamadıysan tekrar gözüne gözüne sokmaya devam edebilirim hiç sorun yok kafasında resmen dkwkskfkwld esas katil kim diye kafa yorarak düşüne düşüne okutturmuyor ağız tadıyla yazar resmen ağzımın içine soktu bak şşş esas katil reese bak nasıl şüpheli hareketler yapıyor ama kıpss diye ve daha kitabın hala başında sayılırım pff djjdjfk ters köşenin ters köşesi gelirse tükürdüğümü yalamasını bilirim!! Ama sanmıyorum gardaşlık. Ama yiğidi öldür hakkını ver çok kolay okunuyor kitap. Yazara söylenip biraz kitabını daha okumaya devam edebilirim. Bir tane dizimin final bölümünün ortasındayım. Onu bıraktım kitabı okumaya daldım sayfalar akıp gidiyor. Tabi birde çevirmenin maharetiylede alakalı bu kolay okunma durumu. Neyse öyle işte. O kadar kafayı yedirdi ki bu yazarın şşşttt ters köşe gelecek ayıkss diye durup durup göze sokması. duygu aktarım yapmam gerekiyordu ekwmdkslfl
MahkûmFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20242,669 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2019 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2019 00:00
Bu akşam çok uzun zamandır okumadığım ve anlatımını özlediğimi fark ettiğim bir #zülfülivaneli kitabı olan #huzursuzluk la geldim. Okuyan kadinlar kulubu nün #heraybiryazarbirkitap etkinliğinde Livaneli olmasaydı, üzülerek söylüyorum ki hala bekliyor olacaktı. Okuyan kadinlar kulubu nü sevmem için bir neden daha :) Okuduktan sonra 'biz ne yapıyoruz' diye sorduğum bir hayata tanık oldum. Arkadaşının ölüm haberiyle doğduğu yere giden İbrahim değil, kanına girilen Hüseyin değil, hatta sebep olarak görülen Meleknaz bile değil, beni yerle bir eden Zilan oldu. Yaşanmışlıklar, onları anlatım şekli, verdiği daha doğrusu veremediği her tepki çöreklendi boğazıma. Kardeşini anlatırken kaç kere kitabı kapatıp bıraktım acaba... Onu okurken hissettiğim o boşluk hissini uzun zamandır hiç bir hikaye yaşatmamıştı bana... Hikaye İstanbul'dan Mardin 'e uzanıyor. Belalılar hep aynı; dil, din, ırk, mezhep farklılıkları. Yapılan işkenceler, ölümler, zulümler... Daha fazla girmeyeceğim konuya. Keyifli okumalarınız daim olsun... "Çarşıda, okulda, kadim Süryani, Müslüman, Yahudi, Mecusi, Zerdüşti, herkesin ahbaplık ettiği, birbirinin kutsal günlerini kutladığı şölen günleri... Ama şimdi iyice içine kapanmış, sertleşmiş, öfkeli bir İslam'ın gölgesi altında kararan bir şehir..." "Bazı acıları ölüm bile unutturamıyor..." "Merhamet zulmün merhemi olamaz..." "Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz... Kendini öldürdüğünü anlamaz, kendi kanının tadından şarhoş olur..."
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Korkacak bir şey yok, ölümden başka…
Puan vermedi·208 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:31
Georgi Gospodinov ile ilk defa Zaman Sığınağı ile tanışmıştım. Fakat nasıl söylesem o anlatının içine tam girememiştim. Fakat bu kitabı tabiri caizse yüreğimi boğdu boğdu duvara attı. Önemli bir not: babasını yakın zamanda kaybeden, hastalıkla mücadele ediyor olanlar için oldukça tetikleyici bir kitap. Onun dışında bir baba yasının bu kadar sade ve nahif tutulmasına kalbimi bıraktım. O yokluk içerisinde o kadar dolu dolu yaşanmış bir ilişki ki anlatılan, gözlerinizin dolmaması mümkün değil. İnsan olarak ömrümüz ne kısa şu dünyada diye düşündürdü kitap. Ve daha bir çok şeyi de. Güzel bir başlangıç kitabı fazla ağır gelmezse, sizi tam kalbinizden vuracak.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Eğlenceli bir kitaptıı
7/10
··
Beğendi
Açıkçası kitabı alırken çok önyargılı yaklaşmıştım ama okuyunca hiç pişman olmadım. Yaz ayı eğlence amaçlı okunabilecek çerez bir kurguydu. Genel olarak beğendim. Kitap bana çok hitap eden bir kitap olmadığı için sonlara doğru kitabı yarım bıraktım. Satın alma gibi bir düşünceniz varsa önce pdf olarak okumanızı tavsiye ederim. Kitaptan bahsedicek olursam bölümler bana kısa geldi. Hani kitabın devamını merak edicek bir etki oluşturmadı. Benim düşüncelerim bu şekildeydi. Abartıldığını düşünen okur kitlesindenim. Bir şans verip okursanız eğleneceğinizi düşünüyorum.
Fırtına ZamanıDuruMavii · Vera Kitap · 2026171 okunma