“Büyük aşk”ı sıradan insanlar yaşar. Acemiler. İlk aşk -ömrün o merkezi tecrübesi, en aziz ve muhteşem hatıramız- hayata çıplak gözle bakan körlerin nasibidir. Kara sevda salgını, ücra köylerde, tenha kasabalarda, dar muhitlerde zuhur eder. Kainatı küçültmek, bir ada şekline sokmak ister aşıklar; ebediyetin tadını başka nasıl çıkarabilirler? Hisleri fikirlerle çevreledin mi, şairlikten münekkitliğe [eleştirmen] doğru yol aldın mı, faniliğe mahkum benliğinin sonsuzluğa değil hiçliğe müteveccih [yönelik,dönük] olduğunu anladın mı aşk ufalır, ufalanır..
Aşk’a dair konuşurken, akıllıca sözler sarf eden bir budala durumuna düşmekten kaçınamıyor insan. Gene de, sevda mevzubahis olunca, saçma lakırdılar derin bir mana ve ulvi bir ehemmiyet arz ediyor, yanılıyor muyum ?