Bartleby

Kafka - ihanet - edebiyat ve İbrahim Tatlıses üzerine
Puan vermedi·107 syf.··
2025 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2025 11:52
Kafka en yakın arkadaşına yazdığı yazıların ölümümden sonra asla yayınlanmamasını ve yakılmasını vasiyet etmiş, en yakın arkadaşı da bu vasiyete uymayıp yazıları yayımladı bildiğiniz gibi. ( zaten yakmış olsa böyle bi mevzu olmazdı) Hatta dönüşüm kitabının kapak resmi bildiğiniz gibi dünyanın her yerinde üstünde böcek olan bi kitaptır. Kafka özellikle bi yazısında yayın evlerinden dönüşüm adlı kitabının kapak resminde asla bir böcek olmasın falan demiş. İşte böyle şeyler olunca da, insanlarda Kafka’ya ve düşüncelerine ihanet edilmiştir algısı oluştu haliyle. Bu konularda bazı dergilerde tartışmalar başlamış , en yakın arkadaşı Max Brod isimli yahudi yazarın (kendisi kafka’nın en yakın arkadaşı işte ) bedel ödemesi gerektiği falan tartışılmış. Bazıları da yazıların yayımlanması gerektiğini bu yüzden Brod’un arkadaşına ihanet etmediği fikrini savunmuş. Bu yüzden kitaptaki karakter de vakti zamanında aşık olduğu kadın ile Franz Kafka’ya hayranlık duyduğu için kitapların yayılmasına sebep olan bu Brod isimli yazarı öldürmeye teşebbüs etmiş. Hikaye böyle bi kurgu etrafında dönerken , adama demezler mi ? Madem yazılarının yakılmasını istedin , tamam eyvallah ama bu yazıları neden sen yakmadın da en yakın arkadaşına “hacı ben ölünce yazılarımı yak “ dedin. Böyle samimiyetsiz işlere insan tahammül edemiyor yav. Zaten kafka’nın sadece böcekli kitabını okudum ben. Öyle üzerine kitap falan yazılacak kadar büyük bi yazar olduğunu şahsen düşünmüyorum. Yine de Burhan abinin kalemini severiz. Urfa için iftar vakti
Franz K. AşıklarıBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 2024299 okunma
Reklam
Bir ad yalnızca bir kelime değildi,
Puan vermedi·328 syf.··
2024 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2024 10:42
uzun zamandır kelimeleri bir araya getirmekte zorlandığım gibi okuduğum kitapları hatırlamakta da zorlanıyorum aslında. Ama Burhan Sönmez için bir şeyler yazmamız lazım dedim mesainin üçüncü saatinde. İlk sözlerime twitırda kalp koyduğum şu cümle ile başlamak istiyorum, “Düello yapmayı göze alabileceğimiz aşklardan çok uzaktayız. Çünkü aşkı kazanmak ve onun için mücadele etmek bir onur meselesidir ve zamanın aşkı onurdan uzaktadır.” Evet, hikayenin kahramanı Avdo’nun hayatı çocukluğunda hiçkimsesi ve hiçbir şeyi yokken bir taş ustasına rastlamasıyla başlıyor. Ustasından taşı ve mermeri işlemeyi, şarap içmeyi, tütün sarmayı, sakinliği öğreniyor. Günün birinde köyün birinde yaşayan Ağa’nın ölümü ile ağanın çocukları tarafından babalarına bir mezar taşı yapılması için köye davet ediliyor. Adamın hikayesine göre mezar taşını işlemeye başladığı günlerde köydeki bütün hikayeler gibi çeşmeden su almaya giden ama ağanın askerdeki en küçük oğlu ile nişanlı olan kadına gönlünü kaptırıyor, günler geçiyor, Avdo mermeri işlerken söylemeye başladığı türkü de nişanlı kızın ruhuna işliyor, bir mermeri işlemenin bir gönüle girmekten daha zor olduğunu ise ne Avdo ne de ben biliyorum gerçi. Avdo köyden gideceği son gün yaptığı mezar taşı karşılığında aldığı üç altından birini kadına gönderiyor , birini kendi yanına alıyor , son altını ise köyde yanında çalışan ve okuma yazma öğrettiği küçük çocuğa veriyor ( ya da ben öyle hatırlıyorum) Kadın’a yazdığı mektupta gidelim buralardan diyor, “ ben taş çekerim yılmam, çamur kararım , yol döşerim “ diyor elif adlı kadına. Kadın bir elinde mektup bir elinde altın ile Avdo’nun ağzından çıkan türküye ve kelimelere kapılıyor. Düşüyor yola bohçasını alıp. Avdo beklemeyi ve sevmeyi o köyde öğreniyor, adını ilk defa bir kadının ağzından duyuyor , o
Taş ve GölgeBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 2021942 okunma
Her Kürt biraz Blues sever
Puan vermedi·123 syf.··
2023 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2023 12:41
Uzun zamandır almak istediğim kitabı almak için depremden ve şehrin tarihinde belki ilk kez yaşanan sel felaketinden sonra bir başka dükkana taşınan Eyüp abinin dükkanına gitmiştim. Abi dedim “dünya ağrısı” isimli kitap var mı? O da bu iki kelimeyi iki kere mırıldanıp kitap raflarından birinin önünde durup baş ve işaret parmağı ile kitabı diğer kitapların arasından çekip bana uzattı. Dünya ve Ağrı kelimeleri bir kitaba isim olmak için tek başlarına bile yeterdi diye düşündüm. Hatta bu kitabı iki kitap halinde yazıp birine dünya diğerine ise ağrı ismini bile verebilirdim. Ben daha almak istediğim kitabın sayfalarından birini açıp bir kaç cümle okurken Eyüp abi rafların birinden az önce bir pazar kahvaltısı sonrası biten bu kitabı bana uzatmış “labirent” kitabını okudun mu muhammed diye sormuştu. Abi dedim, bu kitabı ve yazarı ilk defa duyuyorum. Bizim Eyüp abi bir kitap almak için dükkana giren herkese almak istedikleri kitaplar dışında kitaplar aldıran biridir. Bak der, sen bu kitabı okumak istiyorsun ama bence bunu oku. Kitabın yazarı ve onun hayatı ile ilgili bir çok şey anlatıyorken, abi dedim, bu adam hakkında neden bu kadar şey biliyorsun? Ne bileyim dedi, kitabı beğenince adamın hayatı ile ilgili şeyler de okudum ve aklımda kalmış olmalı. Ama sen önce bu kitabı oku, hem zaten daha ince deyip kitabı ahşap masanın üzerine bırakmak için bana vermişti bile. İşte bu kitabın hikayesi böyle başladı. Gelelim kitap hakkındaki yoruma, Boğaz köprüsünden atlayıp ordan sadece kaburgasındaki kırıklar ve kaybettiği bir hafıza ile kurtulan Blues yapmayı seven bir müzisyenin hikayesini anlatıyor . Boratin, dolaştığı sokaklarda ve gördüğü yüzlerde geçmişe ait bir anı ararken yakın arkadaşı Bek sayesinde yaşamını nasıl sürdürdüğünü ve bu yaşamın içinde ne aradığını bilmek
Edebiyat
LabirentBurhan Sönmez · İletişim Yayınevi · 2018885 okunma
Ya'aburnee
Puan vermedi·448 syf.··
2023 2. kitabı
·
59 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2023 14:39
Şehir ve bu kitabı aldığım kitapçı sular altında kalmadan önce bir hikayede gördüğüm ve bu kitabın sayfaları arasında ne arıyorsun mesajı üzerine senenin başında almıştım bu kitabı. Daha sonra yaşam pek yolunda gitmedi bu şehirde. Depremler, seller ve yolunda gitmeyen bir yaşam süregeldi. Bununla beraber bazen sırt çantamda bazen bavulumda benimle birlikte bi kaç şehir, yüzlerce kilometre, hava ve kara taşıtları ve köyler gezdi. Daha erken biter diye düşünmüştüm ama tıpkı sevdiğim şeyleri daha küçük çatal ve kaşıkla yer gibi hemen bitmesin diye azar azar okudum. Böylece aylar geçti ve 447 sayfa, yıllık iznimin büyük kısmını geçirdiğim mutfaktaki masanın önünde bitti. Kitabı alırken kapak kısmındaki tango yapan çift çiziminin herhangi bi kitap üzerinde bile çok kötü durduğunu düşündüğüm için kesmiştim. Bu kitap sadece adının yazılı olduğu bir kapak ile de durabilirdi raflarda. Evet aşıklar deliydi ve bazı aşıklar bazı hikayeleri tamamlayamıyordu. Belki de aşk ve hikaye tamamlanan şeyler değildi. Artık şehir normale dönüyordu fakat kitapçı hâlâ açılmamıştı. Ben bir yaş daha alıp bi kaç saat önce kapıyı çalan kargocunun verdiği paketi masanın üzerine bırakmıştım. Sol kolumda uyanır uyanmaz taktığım bir saat vardı hep, sağ bileğim boştu ve bu kısmı bir dövme ile kapatmayı düşünüyordum epeydir. Kargocunun verdiği paketi kitap bittikten sonra açabildim. Bir kaç hediye ve üzerinde bazı notların olduğu kutuların birinden bir bileklik çıkmıştı. Bilekliğin iç kısmında her okuduğumda beni hüzünlendiren bi cümle yazılıydı. "Önce kelime vardı" bu söz dışında herhangi bir şey yazılı olsaydı eğer önünden geçeceğim ilk kuyumcuya bilekliği bozdurup sarhoş olacağım bi bara girerdim. Ama öyle olmadı, vucuduma kazımak yerine üzerinde taşırım diyip sağ elime taktım künyeyi. Herkes son bir
Edebiyat
Âşıklar Delidir ya da Yazı TuraAyfer Tunç · Can Yayınları · 20254,017 okunma
Puan vermedi·62 syf.··
2022 15. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2022 19:47
*13 Ekim 1972. Cuma. Uruguay Hava Kuvvetleri'nin 571 sefer sayılı uçuşunu gerçekleştirmekte olan Fairchild FH-227D uçağı, Uruguay'ın Montevideo şehrindeki Stella Maris Koleji'nin «Old Christians»> isimli rugby takımını, And Dağları üzerinden geçen bir uçuşla, Şili'nin Santiago şehrinde yapacakları karşılaşmaya götürüyordu. Hâlâ dağların üzerinde seyretmesine rağmen bulut örtüsünün içinden geçerek alçalmaya başlayan uçak, kısa bir süre sonra isimsiz bir zirveye çarptı. Sonraları Cerro Seler adı verilen ve Glaciar de las Lágrimas (Gözyaşları Buzulu) olarak da bilinen zirve, Şili ile Arjantin arasındaki uzak dağlık sınırda yer alıyordu. 4.200 metrelik rakımda zirveye çarpan uçağın sağ kanadı koparak geriye doğru fırladığında, kuyruk üzerindeki dikey dengeleyiciyi kopardı ve arkada kocaman bir boşluğun açılmasına neden oldu. Az sonra ikinci bir zirveye çarpan uçağın sol kanadı da kopunca, geriye yalnızca havada ilerleyen bir gövde kaldı. 45 yolcudan 12'si kaza esnasında ya da hemen sonra, 5'i ertesi sabah ve biri de yaralarına yenik düşerek 8. gün öldü. Hayatta kalan 27 kişi, dondurucu soğuk altında, dağların yüksek rakımında, hayatta kalmanın çok zor olduğu koşullarla karşı karşıya kaldı. Hayatta kalmalarını sağlayabilecek hiçbir teçhizata sahip değillerdi. Üç ülkeden arama ekipleri kaybolan uçağı aramaya başladılar. Ancak beyaz olan uçak, karın içinde kaldığından gökyüzünden görülemiyordu. Sekiz gün sonra arama çalışmaları durduruldu. Uçakta transistörlü küçük bir radyo bulan çocuklar, dağdaki on ikinci günlerinde, radyodan arama kurtarma çalışmalarının durdurulduğunu haber aldılar. Kurtulanlarla yapılan röportajlara dayanarak yazılmış olan “Alive: The Story of the Andes Survivors" adlı kitapta Piers Paul Read, daha sonraları "And Dağları Uçak Kazası" olarak
Şiir
Buradan Kurtulmak Bize Kaldıİnanç Avadit · 011 okunma
Reklam