uzun zamandır kelimeleri bir araya getirmekte zorlandığım gibi okuduğum kitapları hatırlamakta da zorlanıyorum aslında. Ama Burhan Sönmez için bir şeyler yazmamız lazım dedim mesainin üçüncü saatinde.
İlk sözlerime twitırda kalp koyduğum şu cümle ile başlamak istiyorum,
“Düello yapmayı göze alabileceğimiz aşklardan çok uzaktayız. Çünkü aşkı kazanmak ve onun için mücadele etmek bir onur meselesidir ve zamanın aşkı onurdan uzaktadır.”
Evet, hikayenin kahramanı Avdo’nun hayatı çocukluğunda hiçkimsesi ve hiçbir şeyi yokken bir taş ustasına rastlamasıyla başlıyor. Ustasından taşı ve mermeri işlemeyi, şarap içmeyi, tütün sarmayı, sakinliği öğreniyor.
Günün birinde köyün birinde yaşayan Ağa’nın ölümü ile ağanın çocukları tarafından babalarına bir mezar taşı yapılması için köye davet ediliyor. Adamın hikayesine göre mezar taşını işlemeye başladığı günlerde köydeki bütün hikayeler gibi çeşmeden su almaya giden ama ağanın askerdeki en küçük oğlu ile nişanlı olan kadına gönlünü kaptırıyor, günler geçiyor, Avdo mermeri işlerken söylemeye başladığı türkü de nişanlı kızın ruhuna işliyor, bir mermeri işlemenin bir gönüle girmekten daha zor olduğunu ise ne Avdo ne de ben biliyorum gerçi.
Avdo köyden gideceği son gün yaptığı mezar taşı karşılığında aldığı üç altından birini kadına gönderiyor , birini kendi yanına alıyor , son altını ise köyde yanında çalışan ve okuma yazma öğrettiği küçük çocuğa veriyor ( ya da ben öyle hatırlıyorum)
Kadın’a yazdığı mektupta gidelim buralardan diyor, “ ben taş çekerim yılmam, çamur kararım , yol döşerim “ diyor elif adlı kadına. Kadın bir elinde mektup bir elinde altın ile Avdo’nun ağzından çıkan türküye ve kelimelere kapılıyor. Düşüyor yola bohçasını alıp.
Avdo beklemeyi ve sevmeyi o köyde öğreniyor, adını ilk defa bir kadının ağzından duyuyor , o