Ben, azizim, bir mucize umuyordum. Nasıl bir mucize mi? Aslında sadece, aşkın o sonsuz, insanüstü, gizemli gücüyle yalnızlığı ortadan kaldırmasını, iki insan arasındaki mesafeyi kısaltmasını ve toplumun, adın, servetin, geçmişin ve anıların aramıza ördüğü yapay duvarları yıkmasını. Hayatı tehlikedeyken etrafına bakınıp bir el, onunkini gizlice sıkarak hâlâ şefkat ve merhamet diye bir şey olduğuna, hâlâ bir yerlerde insanların yaşadığına inanmasını sağlayacak bir el arayan biri gibiydim
artık birbirimiz için sadece insandık, bir erkek ve bir kadın, bedensel zayıflıkları ve gündelik sorunları olan insanlar ve buna rağmen hâlâ beni, benim kendimi hiçbir zaman görmediğim gibi görmek istiyordu. Bir rahip ya da başka bir dünyadan gelmiş, yüce bir varlık gibi. Oysa ben sadece umut eden, yalnız bir insandım