Yaşamanın iki yolu var:Ya kaderini kabul edersin,karar verirsin ve onunla başa çıkarsın.Kaderini anlatırsın,kendini kaderinin iyi ve kötü yanlarına, mutsuzluğa,mutluluğa,cesarete, dürüstlüğe alıştırırsın,hem de hiç pazarlık etmeden,cömertçe ve ağırbaşlı bir şekilde.Ya da kaderini ararsın ama bu arama sadece gücünü,zamanı, düşlerini, içgüdülerini ve her türlü uygun,iyi anlamdaki körlüğünü tüketmekle kalmaz;özsaygını da tüketir.Gittikçe fakirleşirsin çünkü önünde uzanan şey, geçmişinden daha kötüdür.
Ayrıca aramak için inanç gerekir ve inanç, yaşamaktan daha büyük bir güç gerektirebilir.
"Bir benzetme yapacak olursak, bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli bir miktarda gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun. Gaz odanın tamamına yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının "büyüklüğü" kesinlikle görecelidir."
"Yaşamımda ilk kez, onca şair tarafından dile getirilen , onca düşünür tarafından nihai bilgelik olarak ortaya konan gerçeği gördüm. Gerçek:insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. O anda insan şiirinin ve insan düşünce ve inancının vermesi gereken gizin anlamını kavradım.İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu. Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an içinde olsa, sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım."