Cibran’ın imkansız aşkını şiirsel bir edayla kaleme aldığı, nahif eser olur kendisi. Selma’ya olan aşkını cümlelerce anlatıma sığdıramayan yazar, o kadar güçlü tasvirler kullanıyor ki...
Kitap Selma Karami’yle Cibran olduğu tahmin edilen genç adamın imkansız aşkını o kadar akıcı bir şekilde ele almış ki tek solukta okudum.
Kitabın önemli özelliklerinden biri Arap dilinde yazılan ilk romanlardan biri olması. Kadın haklarını ve Arap dünyasının yozlaşan din adamlarını ele alan toplumsal meselelere değinen yazar, kadınların yüzyıllar boyu gelenek karşısındaki çaresizliğine yönelik şöyle bir eleştirel bir yorumda bulunmuştur;
“Uygarlık bugün her ne kadar kadının bilinçlenmesine yardımcı oluyorsa da, buna karşılık, erkeğin açgözlülüğü yüzünden, acılarını da çoğaltmaktadır.”
Son olarak Selma’nın vedasından bir bölümle noktalıyorum;
“Bana mutluluktan söz etme, bu sözcük mutsuzluk kadar canımı yakıyor...
Bana sonsuz saadeti anlatma, sadece gölgesi bile felaket kadar korkutuyor beni..
Ama bak bana, sana, Cennet'in kalbimin külleri içinde yaktığı mübarek feneri göstereceğim; seni bir annenin yegâne çocuğunu sevdiği gibi sevdiğimi biliyorsun. Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana. Beni, seninle birlikte uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle temizlenmiş o Aşk'tır. Aşk, senin özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkân vermek için, içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplenmek, sınırsız aşk ise sadece kendini ister.”