Açıp açıp sandık lekeli çeyizlerini seven genç bir kadın, düşüp düşüp her defasında ayağa kalkmaya çalışan bir anne, kaçıp kaçıp mihraba vararak Fatiha okuyan bir adam, konuşup konuşup yuvasına kırıntı taşıyan karıncayı bile usandıran bir emekli amca, büyüyüp büyüyüp annesine annelik yapmayı öğrenen bir kadın, sevip sevip yeşertilen muhabbet bağları, sarıp sarıp sarmalanan nice yaralar, geçip giden zamanlar…
Ellerinde plastik torbalar, herkesin kendi evine, kendi sınırlı mutluluğuna koşturduğu, çocukluğunun kurşuni kış akşamlarına özgü bir hüzün vardı havada, ama güne yeni başlıyormuş gibi kararlı hissediyordu kendini.