Bu kitabın incelemesine ne yazsam diye düşünürken kelimelerim kifayetsiz kalıyordu. Bu incelemede ise “ sen herkeste onun yüzünü görürken o sende herkesin yüzünü görüyor” ( kendimce biraz değiştim) cümlesini gördüm ve üzerine başka söze gerek var mı bilmiyorum. Telefon her çaldığında acaba o mu diye koşmak, yolda yürürken belki görürüm ümidiyle sağa sola bakmak, burnuna birden onun parfüm kokusunun gelmesi, güzel bir yere gidince keşke o da olsaydı demek, iki sandalye huzurlu bir ortam düşlemek sanırım aşk. İnsan kaç kere aşık olur bilmiyorum ama karşılığı olmayan hiçbir şey sağlıklı değil onu biliyorum. Hayatı seven biri için nefes alamamak yaşarken ölmek belki de. Kısaca her şeyin karşılıklı sağlıklı olanı makbuldür bu durumda olan herkese de Allah şifa versin diyorum başka bir şey diyemiyorum :)) Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
"Onu sevmek, nefes almak gibidir. Gel de nefes almaktan vazgeç şimdi" demiş Mevlana. Sevmek, şansın yoksa yaşarken ruhen ölmeyi göze almaktır.
Stefan Zweig' in Satranç kitabını okudum ve beğenmişle beğenmemiş arasında kaldım. Yalnız iyi olan bir tarafı var bu yazarın; olay örgüsü kuvvetli ve okurken film izliyormuşçasına bir his uyandırıyor. Bu yüzden şansımı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında denedim ve bayıldım. Kitabı kesinlikle tavsiye edeceğim için spoiler vermeden yoğunlaştırılmış duyguların kenarlarından kalemle geçmek istiyorum.
İnsan bir defa aşık olabilir ve eğer bir çok defa aşık olduğunu idda edebilen varsa hiç aşık olmamıştır çünkü şanslıysan aşk bir defa uğrar ve gider. Karşılıksız aşk, bedenen yaşayıp ruhen hayata veda etme cesaretidir bana göre. Herkes aşkı farklı şekilde yaşayabilir ama bazıları yaşayamaz ve yazmaya çalışır.
Bilinmeyen bir kadından bilinen bir adama yazılan bu mektup sevgisiz ve sadakatsiz geçen bir ömrü kaleme almış. Yaş küçük, aşk kapıda ve sevdiğin kişi sadece kapı altından bir ayak sesi...
Bir hayatı bir zarfa sığdırmış, halinden memnun, yaşama çocukluğundan ruhen veda etmiş bir kadın kaç kişiye nasip olur bilmiyorum. Seviyorsun, unutluyorsun tanınmayan bir yüz haline geliyorsun ve sevdiğin insanın yüzünü her insanda görüyorken, sevdiğin insan senin yüzünde hep tanımadığı farklı yüzler görüyor.
Evine giriyorsun, hayatına dokunuyorsun, şansın varsa bir iki kelime konuşup nefesini hissediyorsun şansın yoksa uzaktan izleyip ölmeye devam ediyorsun. Bir ölümü bir kelime ile anlatabilirsin ama kağıtlara dökülen ölmeyi dinlemek kolay değil. Ellerinde titreme, gözlerinde buğulanma ve vazonda artık gül yoksa her şeyin sonuna geldiğini anlıyorsun. Bir sabah uyanıp o vazoyu boş görmek artık asla dolmayacağının bir