Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet başkalarına verilen saadettir.
Burası çok fakir ve muzdarip bir yer... Demek ki çok iyilik, çok hizmet edebileceğim... Binaenaleyh çok mesut olacağım.
Acımak... Ben insan ruhundaki derinliği ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir.
Yürek burkan bir hikaye Derda.. Zor şartlar altında büyüyen iki çocuğun birbirlerine farkında olmadan kavuşmasını anlatan güzel bir roman. Ancak kitaptaki olayların ve kişilerin birbirlerine bu kadar bağlanması kitabın gerçekçiliğini azaltmış gibi duruyor. Gerçek hayatta bu kadar tesadüflerin olacağını düşünemiyorum.
Ve kitabımızın mihenk taşı olan Oğuz Atay beye gelirsek... Bazı yerlerde kitap konusuyken bazı yerlerde karaktere dönüşmeye ve hatta bizi sarıp sarmalamaya başlıyor. Oğuz Atay ile doğum günlerimiz aynı olduğu için kendisine ayrı bir düşkünlüğüm vardı. Bu romanda da bir kere daha sevdim kendisini.
"Çünkü Oğuz Atay'ı da okudum, seni de tanıdım..."