Kuşlar Yasına Gider
Uçmak kuşların kanatlarına yüklenmiş bir eylem ama atın yeleleri de bulutları tarayıp dağıtıyor gözümüzün kestiği sınırlarda.
Yazarın "Yalnızlıklar" adlı şiir kitabını okumuştum yıllar evvel. Kitap ödünç olduğu için hoşuma giden dizelerin altını çizmeyip bir deftere özenle yazmıştım. Alıntıladığım o dize; "Babalar, alınlarımıza yazılmış yaşnızlıklardır." diyordu. Kitabın 194. sayfasında aynı satıra denk gelip kendine atıf yapması tüylerimi diken diken etti.
Kitap boyunca hep bir bu coğrafyaya özgü iletişimsiz, korkulu, saygıdan denilip susmalı, hisleri bastırmalı, içten geçenin ne olduğunu anlama noktasında duygusal düşünce sırası dizen bizlerin yaşantısını yansıtmış sanki. Bizdeki sevgi seli sarılmadan, konuşmadan, bir şey olduğunda iki kelimeyle ifade edilir çünkü. Yılların biriktirdiği o aşılamaz sınırları bir gün geçeriz sabrı, artık böyle bir imkan olmayacak zamanıyla karşılaşınca ağlamak için sigara molası da verdiriyor. Artık olmadığını fark edince utanacak, güçlü görünüp bir şey yok numarası yapacak kimse kalmayınca da molasız ağlamakla bitiriyor. Saygım korkuya, korkum nefrete, nefretim hırsa ve hırsım sevgisizliğe bürünüyordu. Meğerse sadece konuşmak varmış.
Akülü sandalyenin aylarca kenarda kalması, gözümde gurur değil. Baba olmadığım için çocuk serzenişini bırakacağım; konumamak. Çözümümü geçersiz kılmak.
Günlerce ve aylarca gidip, bazen bir telefon konuşmasıyla mesafeyi kapatma olayına kadar bizden bir hikayeydi.
Çok içerledim. Belki de benzer duygusal süreçlerle yoğrulup, bazı kayıpların ardına pişman olmamak için önce bağıran sonra susan ve yeniden heceleyen biri olarak çok içerledim.
Atlar benim için özgürlüktü. Koştukça şekillenen havanın üzerimden kayıp gitmesi, misafir olduğum yerde ceketimin alınmasıydı. Şimdi bir süre misafir dahi