Hitler zulmünün ulaştığı Fransa'da geçen harika kurgulu bir roman. Günümüz-geçmiş tarzında bu romanın kurgusuyla beni yine kendine hayran bırakmayı başardı Sarah Jio. Kitaba adapte olmam biraz uzun sürdü onun eleştirisini birazdan yapacağım. Adapte olduktan sonra kitabı elimden bırakmak istemedim. Zaten İkinci Dünya Savaşı ilgimi çeken bir dönemdir.
Kurgu açısından her daim Sarah Jio'yu beğenmişimdir. Yine öyle oldu ancak büyük eleştirilerim de olacak şöyle:
İlk başlarda, yaklaşık 100 sayfa kadar beklediğim, okumayı istediğim Sarah Jio değildi. Basit cümleler ve basit olay örgüsü beni son derece hayal kırıklığına uğratmıştı. Örneğin; 'Eve gittim. Kahvaltı yaptım, duş aldım. Sonra dışarı çıktım' gibi cümleler o kadar fazlaydı ki çığlık atacaktım. Kısa kısa ve hiçbir şey ifade etmeyen boş cümleler okumayı beklemiyordum. Biraz içtenlik, biraz yüreğe dokunuş, ne bileyim birazcık sıradışılık bekliyordum.
Özellikle kitap okurken gıcık olduğum bir olay vardır ki o da bu kitapta oldukça yaygındı: 'dedi, dedim'ler. Her diyalog sonunda dedi, dedim görmeye dayanamıyorum!!! Kitabı zayıflatıyor, bir esprisi kalmıyor.
Bir de mantık hatası farkettim ki sormayın! Hikayemde de paylaşmıştım: " Hafızasını kaybeden bir kadın karakter var. Her zaman gittiği kafeye gidiyor ve kahve istiyor. Garson kız ise ona 'ama siz kahve içmezdiniz' diyor. Böyle bir diyalog geçtikten iki sayfa sonra kafenin şefi kadına 'her gün aynı şeyi sipariş ederdiniz, poşe yumurta ve espresso' diyor."
Hem kahve içmeyip hem her gün espresso istemesi...
268. Sayfada ise günümüzdeki karakter Caroline'nın kızının adı Alma iken, 1943 senesindeki Celine'nin kızı Cosi'nin adı yazılmış. Alma ve Cosi, geçmiş ve günümüz karıştırılmış. Yazar mı çevirmen hatası mı bilmiyorum ama böyle hatalar beni soğutuyor...
Son olarak