Bağımsız, kendi hayatının kontrolünü, iradesini elinde hisseden, duygusal/düşünsel açıdan otonom, kendi ayakları üzerinde duran, inisiyatif alabilen bir birey olabilmesi için, kişinin anne-babasıyla sembolik ve duygusal göbek bağını kesmesi gerekiyor. Bu, anne-babalarımızın sağlığıyla, iyi olup olmamalarıyla ilgilenmememiz demek değil tabii ki. Ama anne-babanın sıhhatiyle ilgilenirken yahut onlarla bir başka şekilde ilişki kurarken henüz göbek bağı kesilme-imiş, duygusal açıdan hâlâ çocuk biriyle, anne-babanın tanrı değil, hatayla malul, ölümlü, sıradan insanlar olduğunu duygusal açıdan da içselleştirebilmiş bir yetişkin arasında çok fark var.
Anne-babamızla duygusal göbek bağımızı kesebilseydik, anne-babamız dahil hiç kimsenin ne dediği, ne düşündüğü, sevgi ve onayı bizim için bu denli önemli olmazdı. Anne-babanın söylediği şeylerin canımızı hâlâ bu kadar sıkması da duygusal göbek bağına dayanıyor. "Başkaları ne der?"deki başkaları ya da herhangi bir otorite figürü, anne-babamızla sembolik göbek bağımızı kesemediğimiz ölçüde duygusal hayatımızda etkili. Anne babasıyla duygusal anlamda yetişkin olarak, denk ilişki kurabilen, başka herkesle ve dünyayla da yetişkin olarak ilişki kurabiliyor. Anne-babamızla iliş kimizde çocuk egosuna bürünüyorsak, dünyadaki diğer otorite figürleriyle de çocuk (aciz) olarak ilişki kuruyoruz.