Fiziksel acı, müteşekkir olmamız gereken bir özelliğimiz. Acı duymasaydık eğer, kolumuzu sobaya yaslayacak ve yandığını uzun zaman fark edemeyecektik. Fiziksel acının fonksiyonu neyse duygusal acının fonksiyonu da o. Acı çekmek, hayatımızda bir şeylerin değişmesi gerektiğinin sinyali. Her tür acı, bize değişim için bir çağrı. Her tür acı, içimizdeki çocuğun bizimle konuşması. Yeter ki biz duyalım, anlayalım ne demek istediğini.
Birey olamadığı için gerçek anlamda sosyal de olamayan bu kişilerin kendilerini bir otorite figürüyle özdeşleştirip ona bağlanmalarını Winnicott "anti-sosyal eğilim" ile açıklar. Bu gibi "gizli anti-sosyal" (hidden anti-social) kimseler dışarıdan çok sosyal görünseler de durum aslında tersidir. Futbol holiganlığı yahut politik bir figüre, sosyal bir gruba fanatiklik derecesinde bağlı olmak, bir otorite figürünü eleştirememek ve hep haklı bulmak, birey olamayan ve bu edenle de toplumsallaşamayan kişinin bu sosyal eksikliği sosyal görünümlü bir anti-sosyallikle psikolojik yönden kapatma çabasıdır.