Selva

Anlama-aktı için yalnız direkt kavrama ve bilme yetmez. Anlama-aktı aynı zamanda bizden bir şeyi sevmeyi, sevgi ile karşılamayı, ona açık olmayı, önyargılardan sıyrılmayı; insanın bir duruma, anlamak istediği şeye doğrudan doğruya girmesini, onunla doğrudan ilişki kurmasını gerektirir. Durumun, anlaşılması istenilen şeyin dışında kalan sevgisiz bir tavır, soğuk bir tavır, önyargılarla dolu olan bir tavır, bizi peşin olarak anlamadan yoksun bırakır. İmdi sevgi ile anlama arasında karşılıklı bir ilişki vardır: Sevmek için anlamak, anlamak için sevmek gereklidir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir şeyi anlamak ne demektir? Bir şeyi, bir durumu, bir hareketi, bir niyeti, bir sevinci, bir acıyı, herhangi bir sanat yapıtını, bir bilimi, bir felsefe metnini, bir ulusu, bir insanı, bir görüş tarzını,tarihsel bir çağı vb. anlamak demek, bütün bu fenomenlerin, hiçbir refleksiyona dayanmadan, doğrudan doğruya anlamını kavramak demektir. İmdi biz bir ulusu, onun sanatını anlıyoruz dediğimiz zaman, o ulusun başarılarının, sanatının anlamını doğrudan kavrıyoruz demektir. Biz bir insanı anlıyoruz demek, onun niyetlerini, yapıp-etmelerini, eylemlerini, bu eylem ve yapıp-etmeleriyle neyi gerçekleştirmek istediğini, görüş-tarzını, hiçbir araca başvurmadan doğrudan doğruya kavrıyoruz demektir.
Eğer düşünme, tipik olmayan bir durumu hemen kavrarsa, düşünmenin bu görünüş şekline ''zekâ” adını veriyoruz. Eğer düşünme, belli problemleri tasarlar, onları kavramlarla anlatır ve bunlar üzerinde düşünmeye dayanan açıklamalar yaparsa, düşünmenin bu şekline de "akıl" adını veriyoruz. Eğer düşünme, algılama alanında olan bir olayı hiçbir düşünme yapmadan doğrudan doğruya kavrarsa, düşünmenin bu şekline de "anlama” adını veriyoruz. Eğer düşünme, olup biten bir şeyi ya da içinde bulunduğumuz bir durumu doğrudan doğruya, yani hiçbir kavrama başvurmadan sezerse, düşünmenin bu şekline "seziş" adım veriyoruz. Eğer düşünme, hiçbir kayıt ve koşula bağlı kalmadan ortaya çıkarsa, düşünmenin bu şekline de hayal (fantazi) adını veriyoruz. Eğer düşünme, real-alanla ilgili olan algı-aktım, bu akttan sonra yeniden canlandırırsa, buna da "imgelem" adını veriyoruz; ve en sonunda düşünmenin objektifleşmiş ürününe de "düşünce" adını veriyoruz. Adı geçen bütün bu işlevler bir ve aynı düşünmenin çeşitli şekillerdeki görünüşleridir.
Algı; mekân, kütle ve yüzey niteliği taşıyan sanat yapıtlarının güzelliğini ya da çirkinliğini de tanıtır. İnsanlar arasındaki eylemlerin verilişini, bilinişini de sağlar. Böylece çevremizdeki şeylerle eylemlerin taşıyıcısı olan insanlar hakkında bilgiye sahip oluruz. Algı sayesinde eşyayı görürüz; ona dokunarak dokusunu, yapılışını yoklarız; yediğimiz yemeklerin tadını alırız; dinlediğimiz bir müzik parçasının harmonisini, okuduğumuz bir şiirin kelime dizilişini bize doğrudan doğruya veren akt algıdır. Algı ile sadece çıplak görme ve işitmeyi değil, duyu organlarımızın teleskop, mikroskop gibi optik araçlarla, elektrik dalgalarıyla çalışan radarla, ses dinleme araçlarıyla donatılmasını da kastediyoruz. Bilindiği gibi algı görme, işitme, koklama, dokunma, tatma organlarımızın işlevleriyle gerçekleşir. Algı bu işlevlerin yan yana gelmesiyle ya da birbirine eklenmesiyle değil, onların birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. Bu işlevlerden her birinin algıya az ya da çok yardımı vardır. Bunlar bir bütün oluştururlar ve birbirini tamamlarlar.

Selva

, şu anda okuyor
%13 (50/380 syf.)
Takiyettin Mengüşoğlu
8.4/10 · 132 okunma