Selva

Maddi bir varlık olarak insan, diğer cisimler gibi değişmez kanunlarca yönetilir. Akıllı bir varlık olarak insan, Tanrı'nın koyduğu kanunları durmadan ihlal eder, kendi kendine koyduğu kanunları değiştirir. Kendi kendini idare etmesi gerekir. Bununla birlikte, sınırlı bir varlıktır. Bütün sınırlı zekâlar gibi cehalete ve hataya maruz kalır. Sahip olduğu azıcık bilgiyi dahi kaybeder. Duyarlı bir varlık olduğundan, binlerce tutkuya maruz kalır. Böyle bir varlık kendisini yaratanı her an unutabilir. Tanrı onu dinî kurallar aracılığıyla kendine çağırır. Böyle bir varlık her an kendi kendini unutabilir. Filozoflar onu ahlâk kuralları aracılığıyla uyarır. Toplum içinde yaşamak için yaratılmış olan insan, toplum içindeki diğer insanları unutabilir. Kanun koyucular ona siyasi ve medeni kanunlar aracılığıyla görevlerini hatırlatır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Linguist için iletişim bir olgudur, hatta çok açık bir olgudur. İnsanlar gerçekte başka birileriyle konuşur. Fakat ontolojik bir ınceleme için iletişim bir enigma/muamma, hatta bir mucizedir. Neden? Herhangi bir diyalojik söylem yapısının mümkünlüğünün ontolojik şartı olarak bir arada olma (being-together), her insanî varlığın temel yalnızlığını aşma yahut üstesinden gelme yolu olduğu için. Yalnızlıkla, bizim genellikle kalabalıkta izole edilmişlik hissetmemizi, yahut tek başına yaşamamızı ve ölmemizi değil, çok daha radikal anlamda, kişinin tecrübe ettiği şeyin başka bir kişiye tecrübe olarak bütünüyle nakledilemeyeceğini kasdediyorum. Benim tecrübem doğrudan sizin tecrübeniz olamaz. Bir bilinç akışına ait bir olay, aynen bir başka bilinç akışına nakledilemez. Ancak yine de benden size bir şey intikal eder. Bir şey bir hayat alanından bir diğerine nakledilir. Bu bir şey tecrübe edilmişlik olarak tecrübe değil, onun anlamıdır. İşte mucize. Tecrübe edilmiş bir şey olarak tecrübe, yaşanmış bir şey olarak tecrübe özel kalır, ancak anlamı, yani mânası genel hale gelir. Bu tarzdaki iletişim, yaşanmış tecrübenin yaşanmış bir şey olarak radikal iletilemezliğinin/nakledilemezliğinin (non-communicability) aşılmasıdır.
Söylemin önemli boyutlarından biri, birine hitap etmesidir. Söylemin yöneldiği bir başka konuşucu vardır. Konuşucu ve dinleyici çiftinin mevcudiyeti, iletişim olarak dilı oluşturur. Dili iletişim açısından inceleme, iletişim sosyolojisiyle başlamaz elbette. Eflâtun'un söylediği üzere, diyalog söylemin temel yapısıdır. Soru sormak ve cevap vermek konuşma hareketi ve dinamiğini destekler, ve bir anlamda onlar başkaları arasında bir söylem modu oluşturmaz. Her söyleme içindeki edim (illocutionary act) bir tür sorudur. Bir şey iddia etmek anlaşmayı ummaktır, tıpkı bir emir vermenin itaat beklemesi gibi. Kendi kendine konuşma - tek kişilik söylem - bile kişinin kendiyle diyaloğudur, yahut, bir kez daha Eflatun'u zikretmek gerekirse, dianoia (düşünme) ruhun kendiyle diyalogudur.
Anlama ile sevme arasında karşılıklı bir bağ olduğundan, bir şeyi anlamadığımız zaman sevemeyiz. Sevmek için anlamak ve anlamak için sevmek gerekir. Her alanda olduğu gibi, bilim ve felsefe yapan kimse de, alanını seven ve anlayan kimse demektir. Yoksa sevgi ve anlama yerine açıklama geçer. Fakat açıklama, yalnız başına, bize bilginin ilgili olduğu alanı doğrudan değil, ancak dolaylı olarak tanıtır. Her dolaylı şey gibi, böyle bir bilgi de bizim olmayan, bizim dışımızda kalan, bizimle kaynaşmayan, günlük pratik hayatımızı, “kişiliğimizi" etkilemeyen bir bilgi olarak kalır. Oysa bilginin amacı ya doğrudan ya da dolaylı olarak hayata hizmet etmektir; kişiliğin oluşuna yaramaktır. Anlaşılan bir bilgi, hayatın içine giren, pratik bir bilgi olabilir; kişiliğin oluşuna hizmet edebilir.