Bir olaydan esinlenerek...
kar yağıyordu... günlerdir.. aylardır... sabah-akşam... bense sıcak topraklardan geliyordum... ilk defa kara kışı görüyordum... ve ilk defa bir sevgilim olmuştu... o gün hastaydı, iş biter bitmez eve gitmişti... oysa normalde hep yanıma gelir beni beklerdi.. özlemiştim iki saatte... ve kar yağıyordu... bir arkadaş yöresel birşeyler getirmişti bize yemek için... ama o yoktu... ben de dağıttım hepsini... ah bir uyansa... meraktan ölecektim... arasa mıydım... ya uyandırırsam... saatler de geçmek bilmiyordu ki... ve kar yağıyordu... nihayet beklediğim mesaj geldi... uyanmıştı, biraz daha iyiydi... yemek yemesi gerekiyordu... ama yalnız ve hastaydı... konuştuk, iş bitiminde dışarıdan yemek götürecektim... kapıdan yemeği verecek, bir yüzünü görüp dönecektim... hala kar yağıyordu, ben yürüyordum telefonla konuşa konuşa... gelirken kendine de yemek al beraber yiyelim diyordu... kim? ben? hayatı daima töreye göre yaşayan ben, sevdiğim bile olsa yalnız bir hanımın evine gireceğim? asla... nihayet anlaştık... iki yemek alacağım... biri ona, biri bana... ona yemeğini kapıdan verdikten sonra ben kendi yemeğim ile kendi evime gideceğim... böylece aç kalmayacağım, ve o da rahat edecek... ne güzel yürekli bir kızdı...
Şiir
Bugün Şeker Portakalı filmini izledim. Film bitti ama etkisi hâlâ içimde. Zeze'nin hikâyesini izlerken aslında sadece bir çocuğu değil, sevgiye aç büyüyen nice insanı gördüm. O kadar zeki, o kadar güzel bir çocuktu ki... Ama sevgisiz büyümenin yükünü taşıyordu. Belki de yaramazlıklarının altında sadece görülmek, anlaşılmak ve sevilmek isteyen küçücük bir kalp vardı. Filmin en çok dokunan yanı ise, Zeze'ye "Seni seviyorum." diyen ilk kişinin ailesi değil, sonradan tanıştığı Portekizli adam olmasıydı. O sahnede sadece Zeze'ye üzülmedim; biraz da kendime üzüldüm. Yedi kardeş olduğumuz için aile sevgisi hepimize eşit yetmedi. Belki bu yüzden çocukluğumdan beri sevilmenin, değer görmenin ne kadar kıymetli olduğunu hep derinden hissettim. Bazı filmler izlenip biter. Bazılarıysa insanın yıllardır sessizce taşıdığı yaralara dokunur. Şeker Portakalı da benim için tam olarak böyle bir filmdi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
*Evli Olup Başkasına Gönül Kaptıranlara Nasihat* Kardeşim, Evliyken kalbin başkasına kayabilir. Bu imtihandır, isyan değil. Allah kalpleri imtihan eder ki hangimiz sadık kalacağız görsün. Ama nikah dururken başkasına "sevgili" muamelesi yapmak, gülmek, dertleşmek, gizli yazışmak... Buna zina demesek de bu, Allah’ın sana emanet ettiği yuvaya atılan ilk kıvılcımdır. Nikahın varken yabancıya gönül vermek, helal olanı bırakıp harama göz koymaktır. Bugün "sadece konuşuyoruz" dersin, yarın pişmanlığın konuşur. Çünkü haramın başı masum görünür, sonu ise yuvayı yıkar. Allah Kur’an’da buyur: "Zinaya yaklaşmayın". Yaklaşmayın. Yaklaşmak; bakmakla, mesajla, gizli buluşmayla başlar. Şeytan der ki: "Eşin anlamıyor, bu seni anlıyor." Yalan! Bugün seni dinleyen yarın başkasını dinler. Haramla kurulan hiçbir bağ helal olmaz. Unutma: Gözün kaydı mı, dilin kayar. Dilin kaydı mı, adımların kayar. Adımların kaydı mı, yuvan yıkılır. Zina yatakta başlamaz, telefonda başlar. "Masum dertleşme" deyip başlar, "geri dönüşü yok" diye biter. Nikah, Allah’ın sana emanetidir. Eşin hatalı olabilir, eksik olabilir. Ama çözüm haramda değil. Çözüm ya ıslah etmektir, ya helal yoldan ayrılmaktır. Üçüncü bir yol yok. Kalbin kaydıysa hemen tövbe et. Telefonu sil, engelle, buluşmayı bitir. Her secde de ki: "Ya Rabbi gözümü haramdan, kalbimi ihanetten koru. Yuvamı muhafaza et." Allah için terk et. Eşine sadakat göster. Bugün zor gelir ama yarın huzur bulursun. Haramla başlayan hiçbir sevda huzur getirmez. Getirse de bereketi olmaz.
Din İslam
bazı hesaplar
Kişi 1 Sen haklıydın, Mavi Çocuk. Ben ne yaptıysam onun beni sevmesi için yaptım. Bir gülüşünü kazanmak için kendimden vazgeçtim, bir bakışını kaybetmemek için bana en çok iyi gelen insanı kaybettim. Seni bile karşıma aldım. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum; bir insanı sevilmeye ikna etmeye çalışırken, beni zaten seven bir dostun elini bırakmışım. Bana neden yalan söylediğimi sorduğunda cevap verememiştim ya… Şimdi biliyorum. Çünkü ben gerçeği biliyordum ama siz bilmiyordunuz. Ben onun beni sevmediğini hissediyordum ama siz onu beni seviyormuş gibi bilin istedim. Belki de bir yalanın içinde biraz daha yaşayabilmek için, kendi kalbimi kandırmaya devam ettim. İnsan bazen gerçeği inkâr etmiyor; sadece gerçekle yalnız kalmaktan korkuyor. Seni kaybettiğim için içimde hâlâ büyük bir sızı var. Çünkü sen bana dostluğun ne olduğunu, bir insanın gerçekten görülmesinin nasıl bir şey olduğunu öğrettin. Bana kattığın her şey için minnettarım. Umarım hayat, senin kırılgan kalbini benim yaptığım gibi incitmez ve gittiğin her yerde güzellikler seni bulur. Ve şimdi seni suçlamayı da, kendimi affetmeyi de zamana bırakıyorum. Çünkü bazı dostluklar biter ama minnet asla bitmez. Kişi 2 Henüz dünyanın nefesini ciğerlerime çekmeden bağ kurdum seninle. İnsan ilk bağını kurduğu kişiyi seçemiyor zaten; gözlerini açtığında kendini onun sevgisinin içinde buluyor. Ama zamanla öğreniyor ki bazı bağlar kök salmıyor, sadece düğüm oluyor insanın içinde. Ben hep şunu düşündüm; eğer gerçek beni bilseydin, içimdeki kırgınlıkları, korkuları, yanlışlarımı, eksiklerimi görseydin bana böyle bakmazdın. Bana duyduğun sevginin, tanıdığın kişiye değil, olmak istediğin kişiye ait olduğunu düşündüm. Bu yüzden sana kendimi hiçbir zaman bütünüyle gösteremedim. Belki de en büyük yalnızlık, birinin seni
bugün biter mi? (daha başlamadı)
kendime öyle düşman ve yabancı yetiştirilmişim ki yaş 28 beni halen anlamadılar. ben de anlatamadım nitekim ben de anlamıyorum. anlamakta istemiyorum kendimi. kendini feda etmek büyük erdem kendin için bir şey istemek ise ayıplanacak bir şey. ben halen bir şey isterken diğerleri ne düşünür diye düşünüp vazgeçiyorum. yaş otuz beş ömrün yarısı diyen de yanıldı. yaş yirmi sekiz ömür dediğin nedir ki; nerede başlar nerede biter meçhul. ben ne zaman başlayacağım yaşamaya. ne zaman insanlar bencil olmayı ve tahakküm kurmayı bırakacaklar hayatımda. günaha girmeyi istemem lakin gerçekten bazen merak ediyorum ben ne için varım ne için bu varlığı devam ettirmek zorundayım. ne için tahammül edeceğim. hayatta hiç bir şeye karşı istek duyamaz oldum. bazı günler sigara içmek için uyanıyorum. diğer şeyleri mecburen yapıyorum. Bir rastlantı bekliyorum bir işaret bir kurtarıcı ama gelen giden yok. bana isteksiz olmayı erdem olarak öğretenler bugün iğneleyici laflar ettiklerinin farkına bile varmadan yaşıtlarımın başarılarına methiyeler düzüyorlar. neden öfkelendim. neden delirdim ben. neden sayıp sövdüm. neden sövmeyecekmişim. beni kendilerine oyuncak bilip sadakatimi zayıflık olarak görmekten ar etmeyen bu insancıklara ben ne diye saygı ve ihtimam göstereyim. neye sabır ettiğimi bile bilmeden beni kıyasa sokan dahası bana namussuz bir insan muamelesi yapan bu insanlar. onlar için harcadım 28 yıl. ne yaptık sana diyorlar. sahi bana ne yaptınız. benim emeğimin ekmeğini yiyenler benim icraatlerim ile faaliyet yürütenler hakkım olan ve tek kuruş para etmeyen unvanımı da bir başkasının gönlünü hoş etmek için vermekten geri durmuyorlar. ben artık yoruldum. kimseye borcum yok alacağımdan da caydım. bu hesabı kapatalım artık.