İnsan yalnızca düşünerek yaşayabilir mi?
Kitap bitti ama İvan bitmedi, benimle birlikte düşünmeye devam ediyor. Ruhum, aklım ona kapılmış durumda.
İvan Karamazov sadece bir karakter değil, fikirdir. Onun asıl hayatı dışarıda değil, içeridedir. Bazı insanlar dünyayla kavga eder; Ivan daha çok kendi zihniyle kavga eden biridir.
Onun trajedisini en çok İvan Fyodorovicin kabusu, Şeytan bölümünde anlarız.
İvan hayatı boyunca akla ve mantığa güvenmeye çalışan bir karakter. Ama bu bölümde aklı, ona huzur getirmek yerine onu parçalamaya başlıyor. İvan'ın trajedisi şurada yatıyor, vicdanı bir ateistinki gibi rahat değil çünkü sanki inanmak için kendini ikna etmeye çalışıyor ama ikna olamıyor. İnanmamak onu mutlu etmiyor.
Ivan'ın zekâsı olağanüstü ama roman boyunca bazen o zekânın kendisine karşı döndüğünü görüyoruz. Şeytan figürü ise Ivan'ın zihninin en uç noktaya ulaşmış hâlidir. Onun sorunu ölüm korkusu ya da varoluşsal sancılar değildir, adaletsizliğin ve acının var olduğu bir dünyada nasıl yaşayacağını bilememesidir.
O yüzden onun çektiği şey sadece entellektüel bir merak ya da düşünme şekli değil, gerçek bir ıstıraptır.
Romanın asıl trajik karakteri Ivan Karamazovdur. Onun trajedisi, zihninin kabul ettiği şeylerle vicdanının kabul ettiği şeylerin farklı olmasıdır. Smerdyakov ile olan son konuşmaları bu yüzden çok sarsıcıdır. Ivan'ın bütün roman boyunca kaçmaya çalıştığı sorumluluk meselesi sonunda gelip onu bulur. Romanın sonunda en ağır yükü Dimitri değil, İvan taşıyordur.
İvan'ın ızdırabı sorularına cevap bulamamaktan gelmiyor, hiçbir kolay cevaba razı olamamasından geliyor. Öyle dürüst bir zihni varki kendisini rahatlatacak bir yanıltmaya varamıyor, bu da onu huzursuzluğa mahkûm ediyor.
İvan Karamazovun korkak bir düşünür olmaması onu daha da hayran olunur