Yani iyi ki de bitmiş veya bitmediyse tam bitmeli bu adetler. Sırf Türk adeti denilmesi onu eleştirilemez yapmıyor. Bu çağın ruhuna uymuyor. Büyüklerle yemeğe başlamak saçmalık. Sofra kurulur. İnsanlar toplanıp yer. Canı o an istemiyorsa biraz geç olur ama sonra belki kendi başına yer. Misafire en iyinin sunulup ev sahibinin zavallı olduğu bir kölelik sistemi. Sadece misafire özel hizmet yanlış. Hizmet ev halkının birbirine karşıda normalde olmalı. Misafir kral veya kraliçe değil. Umduğunu değil, bulduğunu yer. Ekmek kutsal değildir. Ama yere atılması da bir gıdanın tabi ki hoş değil. Ya hayvana verilir ya da o çöpe atılır. Ya da başka türlü çok kötü durumda değilse yemeği farklı yapılır. Sofrada insanlar yüksek sesle de konuşabilir. Belki o an muhabbet iyi gitmiştir. O anın ruhudur. En güzel sohbetleri bir kanun gibi görülen katı sistemle yürütmek hoş görünmüyor. Saygısızca davranış sofrada yapan birine de susup kalmak yanlış geliyor. Biri bir şey dedi. Belki o an zoruna gitti. Sen de ona saygısızlık edeceksin ki haddini bilsin. Saygısızlığı sadece sofrada yapılamaz diye kalıba biçmek de mantıklı gelmiyor. Kim nerede saygısızlık ederse saygısızlık ederiz.
1000Kitap
Kimse kimseyi anlamayacak hâle geldiyse şu âlemde aşk bitmiş ve sevgi gitmistir yüreklerden.... Bu ne kadar merhametsiz bir zaman ...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
~| Cânanıma feda olsun bu son soluk, bu son feryat, bu son dize; Uzasın bu sükût, kırılsın kalemler, sussun bütün bu kâinatın boş gürültüsü, Zira senin olduğun yerde söz bitmiş, yol tükenmiş, madde eriyip gitmiştir artık... Gidiyorum; Arkamda koca bir enkaz, yanmış bir şehir, yıkılmış bir ömür; Önümde ise senin o hiçbir gözün görmediği, hiçbir aklın ermediği o sonsuz ve dumanlı krallığın... Ve dudaklarımda, zamanı durduran, kaderi titreten ve ölümü bile kendi karanlığında kıskandıran o son, o en büyük, o en vakur: EYVALLAH.♾️ |A. Şermet
Geçmiş, yaşandığı anda bitmiş ve akıp gitmiştir. Bizi acıtan şey ise onun kendisi değil; • sürekli aynı anıları kurcalamamız, • “neden böyle oldu”lara saplanmamız, • hâlâ aynı duyguları taze tutmamızdır. Yani yük geçmişte değil, onu bugüne taşıyan bizdedir. Bu söz, bırakmanın gücünü ve zihinsel özgürlüğü hatırlatıyor. ⏱️ #Geçmiş > Ailerehberim
O oku alıp böğrüme saplayan sen olma
Kötünün biri, beni arkamdan çekiştirmiş olsa, o söz söylenmiş, bitmiş, geçip gitmiştir. Onun sözünü bana taşıyan kimse, söyleyenden daha büyük bir kötülük yapmış sayılır. Biri ok atıyor, ama attığı ok yere düşüyor; bu benim vücudumu incitmez, bana azap vermez. Fakat o oku sen alır, getirir de böğrüme saplarsan, oku sen atmış olursun! Bostan ve Gülistan Şeyh Sadi Şirazi
Alıntı
İrtica Elden Gidiyor
Rivayet edilir ki bir zamanlar ülkemizde “din elden gidiyor” diye haykıran insanlar varmış. Bu insanlar gerçekten var mıymış, var idiyseler böyle haykırmakla neyi murad etmektelermiş, bunlar konumuz değil. Bizi bugün “irtica elden gidiyor” diye hayıflanan insanlar ilgilendiriyor. Siz hemen bana meseleyi yanlış koyduğumu ve gerçekte ülkemizde “laiklik elden gidiyor” diye haykıran insanların bulunduğunu söyleyebilirsiniz. Ama ben görüşlerimde ısrar ediyorum. Günümüz Türkiye’sinde sadece “irtica elden gidiyor” diye hayıflanan kişiler vardır, buna mukabil “laiklik elden gidiyor” diye haykırma gücünü kendinde bulan kimse yoktur. Çünkü birileri çıkıp da “laiklik elden gidiyor” demeye kalkarsa onlara şu soru sorulabilir: Siz din ve dünya işlerinin birbirlerinden ayrılmasını mı istiyorsunuz? Yani Türkiye’de devlet din işlerine karışmasın ve buna karşılık dinle ilgili meseleler de devlet işlerine girmesin mi demek istiyorsunuz? Böyle tüyler ürpertici ihtimaller karşısında “laiklik elden gidiyor” demeye yeltenen kişi hemen itiraz edecektir: Hayır, devlet din işlerine karışsın ama benim istediğim gibi, benim istediğim yönde karışsın diyecektir. Buna mukabil devlet işlerinin din meselelerinden uzak ele alınması fikrini iyi bulacaktır. Nitekim eskiden de böyleydi diyecektir. Devamla şöyle sözler edebilecektir: Eskiden ne iyiydi, irtica diye bir şey vardı. Gerektiği zaman “irtica var”, “irtica hortladı” derdik ve böylelikle siyasî rakibimizi köşeye sıkıştırırdık. Şimdi bu tehdit para etmiyor, çünkü biz ne zaman irticadan söz etmeye kalkarsak, karşımıza insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi tezlerle çıkıyorlar. Eskiden ne iyiydi, insanlar bazı hakları olduğunu ileri süremezler ve biz de uygarlık ülkümüz adına yürütürdük gemimizi. Defalarca peynir gemisinin lâfla