Mor, sevgiyi kaybedince içindeki kırmızı akıp gidermiş. Ta ki sadece mavisi kalana kadar… Sadece mavi hissedene ve sadece mavi gözükene kadar. Kendisini tanıyamaz hale geldiğinde sağda solda kendine katacak kırmızı ararmış. Oradan buradan biraz aşırır, biraz çalarmış. Vıcık bir mavi olurmuş ama asla mor olmazmış. Sonunda aramayı bırakmış. Belki de en başta hatası kontrastına aşık olmakmış. Belki de hatası onun kendisiyle aynı olduğunu sanması ve onu haddinden fazla sevmesiymiş.
Gökyüzü bulutluyken yıldızları görmek isteyecek kadar aptalmış biraz. Sorsan, onun olanı görmek, onun olanı bulmak istemiş. Aslında aptal da değilmiş. Hep “aptal değilsin” demişler ona ama hep aptal yerine koymuşlar ve o da hiç sesini çıkarmamış. Zaten onun olduğunu sandığı hiçbir şey de onun değilmiş. Yıldızlar kayıp gitmiş, sönmüş ve bitmiş. “Hani benimdiniz?” diyememiş.
Yavaş yavaş mavinin soğukluğu onu dondurmaya başlamış. Tamamen buz olana kadar… Hiçbir şey beklemez, sadece hayatta kalırmış. Hiçbir şey hissetmezmiş. Aman kimse ona bakmasın ve dokunmasınmış. Hepsi sahte geliyormuş. “Belki bir gün,” dermiş başlarda. Sonra o ses de kesilmiş.
Siyahı, beyazı bile kıskanırmış bazen. Kafası o kadar karışmış ki neyi istediğini bilemez olmuş. İstediğine kavuşamayınca kendisini de, gerçek rengini de unutmuş.
Ona hiç sorulmamış. Bütün duygularına ve anılarına el konmuş, kilit vurulmuş. Ne hissetmek istiyormuş artık ne de hatırlamak. Değerli ve özel olduğunu sanmış ama aslında kolayca kestirip atılacak bir şeymiş. Çiğnenecek kadar iki boyutlu… “Öyle olmasa içimdeki o sevgi çekilip benden alınmazdı,” diye düşünmüş giderek mavinin en soluk hali olurken. Onun yerine kararlar verilmiş, istemediği yerlere itilmiş. Saygı da dilenmezmiş artık, sevgi de… Eskiden sahip olduğu sevgiye bakınca, sevgi mi