Aslı'yı avukat bir arkadaşımın ofisinde gördüm. Yeni boşanmıştı. Çok güzeldi, çok farklı ve çok sıradan, çok sade ve çok ışıklı, çok sessiz ve çok konuşkan, çok saf ve çok bilgili, çok kırılgan ve çok güçlü. Aynı anda birbirinin zıttı her şey olabiliyordu Aslı. Ben hangisine âşık olduğumu bilmiyordum. Henüz bitmiş bir evliliğin ardından, benimle birlikte olması için çok zorladım onu. O bende ne buldu? Bu sorunun cevabını eskiden, ben âşık olunmayacak bir adam değilim, diye yanıtlayabilirdim. Ama sevgiliyken, evlenirken, evliyken bal gibi biliyordum. Ben olmasaydım Aslı boşanmanın hemen ardından bir boşluğun içinde bulacaktı kendisini. Yeteri kadar sevilmemiş bir evliliğin ardından kendisini sevecek "şey" her neyse ona tutunabilirdi. Bir dil kursunda öğretmendi Aslı. Bir mali müşavirle evlenmiş. Anne babasını kaybetmiş. Kardeşi yurtdışına gitmiş ve dönmemiş. Koca bir şehirdeki yalnızlığını doyurmaya yetmemiş kocası. Böyle anlatırdı onu. "Eğer çok yalnızsan insan hastalıklı bir şekilde evlendiği kişinin hem kocası hem babası hem abisi hem çocuğu hem arkadaşı olmasını istiyor. Benimki sadece koca bile olamadı" demişti
Annem, "Atatürk zamanında bizim ülkede de öyleydi. Hep ne olursa olsun kendi malımız, yerli malı kullanılsın istemişti Atatürk" diyor. Halk da öyle yapıyormuş, ama demokrasi diye ikinci parti gelince, görmemişler gibi dışarıdan ne varsa getirtilmeye başlanmış. Karşılığında satılacak doğru dürüst malımız da olmadığından, elde avuçta olan paralar bitmiş. Bu kez bütün devletlerden borç istemişiz. Şu son zamanlarda artık borç isteyecek ülke kalmamış, Almanlara başvurmuşuz. Alman Maliye Bakanı gelerek, bizim hükümete, aldığımız borcu ne yapacağımızı sormuş. Ona sağlıklı bir plan gösterilmediği için bırakıp gitmiş. Ben bunları pek bilemiyorum; çünkü, derslerle uğraştığımdan, ülke sorunlarıyla hiç ilgilenmiyorum. Ama annemin "yeni savaştan çıkmış, yanmış yıkılmış bir ülkeden nasıl utanmadan para istenildi?!" diye üzüldüğünü biliyorum. Bunun arkasından bir olay annemi daha da çok üzdü. O da, birlikte çalıştıkları bir Alman profesör, anneme "Size borç veremediğimiz için çok üzüldüm, ama siz de hak verin! Alınacak borcun kendi ülkenize veya dünya ekonomisine nasıl bir yarar sağlayacağı gösterilemezse, o istenen borç bir tür dilencilik olmaz mı?" demiş.
1000Kitap
Reklam
Prado Muzesi
Bu müzelerin her birine gidişinde bir tokat gibi çarpan soruyla yeniden yüzleştim. Yüzlerce yıl boyunca sanatın zirvelerinde gezinen bu kıta, 20. yüzyıl başında, 1913 ile 1918 arasındaki bir tarihte, nasıl olmuş da manevi anlamda tamamen çökmüş ve o tarihten sonra bir daha güzel sayılabilecek hiçbir şey üretmemiş. Bu sanıyorum tarihin en dehşet verici muammalarından biri. Nasıl oluyor da 1 200'lerden başlayarak gitgide tırmanan, gitgide olağanüstü zirvelere ulaşan bir sanat geleneğine sahip bir kıta - resim alanında olsun, mimarlık alanında olsun, müzik alanında olsun, şiir alanında olsun, insanlığa bir havai fişek gösterisi sunan bir kıta, bıçakla kesilir gibi durmuş. Birinci Dünya Savaşı gibi görünüyor dönüm noktası. Ama daha dikkatli bakınca asıl kopuş savaştan hemen önce, daha ziyade 1913 gibi. Birdenbire sanki kozmik bir ışın gelmiş ve Avrupa kıtasından estetik duygusu, güzellik duygusu, saiıat yoluyla insanlığı ve toplumu yüceltme, toplumun düzenini yüceitme arzusu sönüvermiş. Bitmiş. Küt diye gitmiş birden bire.
Öngörü bu olsa gerek
Ülke haraç mezat gitmiş Söylenecek her söz bitmiş Bir ömrü boşa tüketmiş Akıllısı ve delisi Umut, sevinç rafa kalkmış Tehdit, şantaj şaha kalkmış Yurdu her yandan kuşatmış Sömürgeciler sürüsü Eğer birlik olamazsan Tek bir yumruk olamazsan Hesabını soramazsan Kötü bu işin gerisi
Sayfa 17 - Şubat 2012·Kitabı okudu
Alıntı
Fotoğraflar için…
Neden anı sabitlemek ister insan? Neyi hapsetme arzusudur bu? Zamanı mı? O geniş, o sonsuz, o başlangıçsız, o tanrısal zamanı mı? Hiç anlayamadığı, anlayamadığı için de ölesiye korktuğu zamanı? Zapt etmek ister? İnsan? Neden? Bugününe, anına, yaşadığı ana sahip çıkmayı beceremezken, geçmişin elini kolunu bağlayarak, olmuş bitmiş geçmiş gitmiş bir anı durdurmanın anlamı ne?
Bugününe, anına, yaşadığı hayata sahip çıkmayı beceremezken, geçmişin elini kolunu bağlayarak, olmuş bitmiş geçmiş gitmiş bir anı durdurmanın anlamı ne?
Sayfa 23·Kitabı okudu
Reklam
Reklam