dean bütün kitabı saçma sapan sadece “fuck you” diyerek bitirdi. hani planlarımız vardı? hani anamızın babamızın intikamını alıyorduk? 4 yaşında başlayan bir nefretin tiernan’ı gördüğü an şehvete evrilmesi olacak iş değil. replikler çok kötüydü ama bundan kötü olan bir şey varsa o da dean’ın kendisi. intikam ateşiyle tutuşurken tiernan’la, ash’le rory’le cil’le takıldığı an her şeyi unutup komünist tavşana döndü “bizim başımız dertte” “bizim silahlar” “bizim karanlık işler” bir dur reis sakin ol, sen onlara dahil değilsin. intikam falan yalan oldu, dean yalnız kalmak istemediği için her şeyi unuttu. diğerleri de dean’ın onlara aslında intikam amacıyla yanaştığını unuttu. herkes çok affedici bu kitapta ama ben değilim. BEN AFFETMEM. çok tadım kaçtı
abi Aslı'yı anlayamıyorum ya. iki kitap boyunca özgürlük de özgürlük dendi. Tugay'ın şöyle bir sözü vardı imkansızlıklar imkan dahilinde diye. Sonuç peki? Yoktu. İkisi de öldüler. Tamam demiyorum ki çiçekli böcekli bir son olmalıydı ama böyle bir son katiyen olmamalıydı. İkisinin yaşadıkları şeyler sonrası mutlu mesut yaşaması hayli imkansızdı ama ölmeleri gerekmiyordu yani. Kaçıp kendilerine yeni bir hayat kurabilirler ve yavaş yavaş travmalarını geride bırakabilirlerdi tamamen olmasa da. Ayrıca kitap bir yerden sonra çok baymaya başladı. 1000 küsür sayfa okumaya kesinlikle değmez. Ben yarıda bıraktım zaten, sonra yaşananları internetten baktım.
Ancak yazım dili olsun betimlemeler olsun dinamikler olsun kitap güzel yazılmıştı. Sadece senaryonun gidiş şekli bence güzel değildi ve kitap daha çok bittersweet bir son hak ediyordu. Kötü son olsun popülerite kazansın çok konuşulsun diye yazılmış gibi hissettirdi bence.
Beyaz Leke - 2Aslı Arslan · İndigo Kitap · 20252,845 okunma
I was initially drawn to this novel by the evocative nature of its title and the specific spectrum of color it represents. In Korean, the word 'parang' (파랑) possesses a unique depth; it encompasses not only the vastness of the blue sky but also the verdant freshness of greenery. This linguistic nuance creates a perfect bridge between the robotic precision of Coli and the natural world.
Reading this story felt like a persistent state of déjà vu. I found myself deeply resonating with the metaphor of the horse, Today, who is trapped in a world where the only audible command is to go "faster." Through the shifting perspectives of Yeonjae, Coli, and Today, I felt the suffocating pressure of a society that prioritizes speed and efficiency over the quiet rhythm of life.
While categorized as Sci-Fi, the book avoids the trap of an overly complex plot. Instead, the author uses futuristic details as a vessel for a much more grounded, emotional message. It is a story about empathy, the bond between species, and the courage to stop running. As the narrative comes full circle, ending exactly where it began, it left me with a sense of bittersweet peace—a reminder that sometimes, the most revolutionary act is simply to slow down.
Her hikaye ayrı yürek burkucu ama bu hikayelerde zaten karakterin görmek istediği kişi çoktan ölmüş olduğu için sadece “buluştukları zamana” odaklanıyorsun. Ama son hikaye daha devam ediyordu, onun da kötü sonla bitmesine gerek yoktu. Bu kadar üzücü hikayeden sonra bari bir tane mutlu sonla biten hikayemiz olsaydı. Yazar yarattığı karakterlere biraz mutluluğu çok görüyor. Her hikaye bittersweet mi olmak zorunda, bazıları sadece sweet olsa
Montgomery Ink Legacy adlı serinin ilk kitabı yazarın daha önce bir kitabını okumuştum iyimsiydi ama bunda baydım bir miktar . Leif Montgomery ucu bucağı belirsiz Montgomery ailesinin ferdi dövme stüdyosu işletiyor . On sene önce Paris'te Brooke ile bir ilişki yaşanmış aşık olmuşlar bir miktar sonra bu iki geri zekalı buradan dönüşte şu tarihte şurada buluşalım diyerek anlaşmış fakat tarihi yanlış anlaşmışlar . Evet gerçekten bu kadar ebleh iki kişi zaten ayrı kalsın daha iyi kafadan eksi verdim şu olaya . Yani insan arar ne oldu der falan bunlar her iki güya aşık beyinsiz olayı salmış . Kız gitmiş okulunu bitirmiş adam dönüş işini kurmuş vs .
Brooke profesör olarak Colorado'ya geliyor beş yaşında olan oğlu ile bu farklı oldu mesela oğlu okuldan bir hocasından doğmuş adam sonra ölmüş kaza geçirip . Tabi kadın Leif 'in sülalesi ile yaşadığı kasabada adamla karşılaşıyor hafiften yakınlaşma sonra yapılan embo hatanın anlaşılması derken ilişki başlıyor . Bu sırada kadına iş yerinde sevimsiz olaylar yaşatan bir gerzek adama hapisten çıkan babası sorunlar yaratıyor ve sonda bir süpriz oluyor . Böyle gidip mutlu sonla bitti .
dördüncü okuyuşum, her defasında yeni şeyler fark ediyorum. ama her seferinde biraz buruk bitiriyorum şu kitabı. bittersweet bir son hak ediyordu bence karakterimiz, intikamın sonucunda kendi adaletini sağlamış olmanın verdiği kocaman hazlardan sonra, hayatını adadığın bir amaç olmadan, yaptıklarınla ve kendinle baş başa kalmanın ağızda ne kadar kekremsi bir tat bıraktığı anlatısını görmeyi çok isterdim. bu söylediğim “intikam kötüdür, almayın” gibi bir noktadan gelmiyor, uğruna benliğinizi öldürdüğünüz, o duygudan başka hiçbir şey düşünmediğiniz, her hareketinizi o amaç uğruna yaptığınız bir olgu eksildiğinde düşülen boşluk fazlasıyla büyük olacaktır. he ben grilikleri seviyorum, mutlu sonlu kitapların da hayatımda çok etkisi olmamıştır; o yüzden mızmızlık yapıyorum.
Monte Kristo KontuAlexandre Dumas · Maviçatı Yayınları · 201637,1bin okunma