yıllar önce kendimden bir şeyler bulma umuduyla sığındığım bu kitap, bugün de yanımda, her şeye rağmen elimden tutup beni kıyıya ulaştıran nazik bir yol arkadaşı gibi. sevmenin, güvenmenin, biri karşısında soyunup çırılçıplak kalmanın, arayıp bulamamanın bir utanç kaynağı değil, bir yücelik, bir tanrı’ya yaklaşma olduğu anlatısını kendimden başka birinde daha bulmak dünyada hiçbir yalnızlığın, anlaşılmanın ötesinde kendine yer bulamayacağı gerçeğini bir defa daha anlattı bana. sevmenin ne olduğunu tarif etmek, kendine anlatmak, hissederken rasyonelleştirmek zor, ama ne olmadığının tanımını yaptığında bu durumu içselleştirmek daha kolay. sevginin umutsuzluğuna, bazen çıkmazlığına, bazen yetersizliğine rağmen tekrardan sevme gücünü göstermek, başkasına yazılan mektupları yakıp yeni birine yeni mektuplar göndermek üzere başka bir adres ezberlemek, bunun imkansız olmadığını görmek, bilmek; hayatın doğal döngüsünün bu olduğunu anlamak umut verici. ya da söylediklerimin hepsi koca bi’ yalan, “galiba asıl korkumuz sevmek değil! küçük küçük aldanmalarla kendimizi avutmaya çalışıyor, düştüğümüz çıkmazda bir teselli arıyoruz. kim bilir, belki karanlık bir oyun oynuyoruz seninle. belki de aynı korkular içindeyiz, birbirimizden haberimiz yok.”
kim bilir, belki de yanılıyorum.