Amerika'da ırkçılığa maruz kalan siyahilerden bir kadın Henrietta... Çocukluğu zorlu, gençliği zorlu... Yetmemiş, kaderi elinden gelen kötülüğü yapmak istercesine sınırlarını zorlamış...
Beşinci çocuğuna hamile kalmadan önce rahim ağzında bir kitle hissediyor, siyahileri kabul eden tek hastaneye gidiyor ve olaylar başlıyor...
Bu çağda dahi kanseri yenmenin güçlüğü elimizi kolumuzu bağlarken 1950'lerdeki durumun umutsuzluğunu varın siz düşünün. Doktorların yetersiz kanser hücresi bilgileri, hayvanlarda yapılan deneylerin hiç iç açıcı olmaması, biyopsi ile alınan kanserli hücrelerin dış ortamda yaşatılamaması ve araştırmaların hep bir engele takılması...
Henrietta burada devreye giriyor ve ondan alınan kanserli parçaların dış ortamda yaşadığı gözlemleniyor. Bu da başta Henrietta'nın hücrelerindeki mucizevi çoğalmayı fark eden biyolog Gey ve ekibi ile kanseri yenecek araştırmalarda umut vadediyor... Ama bunu yaparken Henrietta'nın haberi olmuyor...
Neden biliyor musunuz? İlk sebebi siyahi olması. Sonraki sebep de fakirliği. Beşinci çocuğunu doğurduktan sonra hastalığı ilerliyor, o dönemin tedavi seçenekleri hunharca üstünde uygulanıyor ancak acı sona yenik düşüyor. O şiddetli ağrılarla savaşırken ardından 'mucizevi' hücreleri hızla bölünerek çoğalıyor, satılıyor, hatta hücrelerin dağıtımını kolaylaştırmak için fabrika dahi kuruluyor, o hücrelere HeLa Hücreleri ismi veriliyor ancak bundan ilk etapta ne kendisinin ne de ailesinin haberi olmuyor. İlaçlarda, kozmetikte ve akla gelen gelmeyen her tür sağlık sektöründe onun hücreleri kullanılıyor fakat Henrietta Lacks hayatını acılar içinde kaybediyor...
Bir kadın, bir eş, bir anne... Hatta çocuklarından bir tanesi de 'özel' olan bir anne, sahip olduğu kanserli hücrelerinin cehennemindeyken o hücrelerin başkasına olası bir