Saat on oldu.
Zavallı küçük kızım! Altı saatim var, sonra öleceğim! Soğuk anatomi masalarının üzerinde sürünen tuhaf bir cesede, incelenen bir kafatasına, kesilip biçilen bir kadavraya dönüşeceğim; benden geriye kalanları bir tabuta doldurup Clamart mezarlığına götürecekler.
İşte hiçbiri benden nefret etmeyen, hepsi benim için üzülen ve isteseler beni kurtarabilecek olan bu adamlar babana bunu yapacaklar. Marie, beni öldürecekler, bunu anlıyor musun? Hem de her şeyin düzene girmesi için törenle, soğukkanlılıkla! Aman Tanrım!
Zavallı küçüğüm! Seni onca seven, güzel kokular yayan beyaz, küçük boynunu öpen, elleriyle hiç durmadan ipek gibi saçlarının buklelerini okşayan, yuvarlak güzel yüzünü ellerinin arasına alan, seni dizlerinin üstünde zıplatan ve akşamları Tanrı'ya dua etmen için iki elini birleştiren baban ölecek!
Artık bütün bunları kim yapacak? Seni kim sevecek? Sen hariç yaşıtlarının hepsinin babaları olacak. Yılbaşı kutlamalarından, hediyelerden, şirin oyuncaklardan, şekerlerden ve öpücüklerden vazgeçmeye nasıl alışacaksın? Zavallı yetimim, yemekten ve içmekten vazgeçmeye nasıl alışacaksın?
Ah! Güzel Marie'ciğim, o jüri üyeleri en azından seni görseydi! O zaman üç yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmemeleri gerektiğini anlarlardı.
Veya büyüyecek kadar şansı varsa, o zaman hali ne olacak? Paris halkının anılarından biri olan babası yüzünden benden ve ismimden utanacak; onu yüreğimin bütün şefkatiyle sevmeme rağmen benim yüzümden aşağılanacak, dışlanacak. Sevgili küçük Marie'm, benden utanacağın ve tiksineceğin doğru mu?