Gece yarısı. Son otobüs.
Biletçi kesti bileti.
Beni ne bir kara haber bekliyor evde, ne rakı ziyafeti.
Beni ayrılık bekliyor.
Yürüyorum ayrılığa korkusuz ve kedersiz.
İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık.
Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, elimi sıkarken sapladığı bıçak.
Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
Geçtim putların ormanından baltalayarak ne de kolay yıkılıyorlardı.
Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri, çoğu katkısız çıktı çok şükür.
Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı, ne böylesine hür.
İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık.
Bakınıyorum başımı kaldırıp işten, karşıma çıkıveriyor geçmişten,
bir söz
bir koku
bir el işareti.
Söz dostça
koku güzel, el eden sevgilim.
Kederlendirmiyor artık beni hatıraların daveti.
Hatıralardan şikayetçi değilim.
Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten, yüreğimin durup dinlenmeden kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.
İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibiri nâzırın, ne katibin şakşağı.
Tas tas ışık dökünüyorum başımdan aşağı, güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık, hatta en güzel yalan beni kandırmıyor artık.
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım İpek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.