Seni hep bir yerlere yetişmeye çalışırken görüyorum. Üzerine sakin bir telaşı bürünmüş gibisin. Son zamanlara kalmış, vakti daralmış, geride kalan olmamak adına bir telaş. Yalnızsın hep ama ileriden giden bir grup insanın, onlara yetişmeye çalışan bir üyesi gibi davranışların. Ya da kendi içindeki bir eksiği, vakit dolmadan tamamlamaya çalışır gibisin. Belki de ikisi birden yürütüyordur seni böyle gece gündüz.
Bu yürüyüş içinde ölümü hiç ‘içeriden’ saymadın. Onu hep en son durakta bekleyen bir deneyim gibi görüyormuşsun demek ki. Halbuki hep yanında taşımışsın onu ama hayatına dahil etmeyi bilememişsin. Ölüm, ölerek dahil edil(e)mez hayata. Fakat fani olduğunu bilerek hayatı izlemekle, hayatı asıl rengiyle bilmekle dahil edilir. Hayat ve ölüm birbirinin diğer yüzü kadar bile uzak değil diğerine. Süt hayatsa, onun içindeki süt şekeridir ölüm. Şekeri çıkarınca sütün kimyası bozuluyor, o artık süt olmuyor. Tıpkı bunun gibi bizzat hayata kıymet veriyor ölüm, ona ‘hayat’ denmesini sağlıyor. Azize, senin hayat terkibin ne?
Dün düşündüm de belki “Anne ben kendime dayanamıyorum, yaşayamıyorum.” diyemediğim için paramın yettiğinde kitap aldım geçen hafta. Bolca Tezer Özlü, bir tane Kafka, birkaç öykü ve düşünce kitabı…
Yaşamak istiyorum, belki de henüz ölmekten korkuyorum fakat hepsinin yanında kendime çektirdiğim acı dinmiyor. Acıya mı takıntılı beynim, yoksa fazla mı realistim bilmiyorum. Sadece en ufak anlarda bile canım yanıyor ve ağlıyorum. Ağlayabiliyorum, bu güzel bir şey.
Kendime kahve yapabiliyorum. Günde iki kez, bir rutin gibi. Camus’nün sözünü ciddiye almışcasına bir kahve sevdası var üzerimde birkaç aydır.
Kitabın bir intihar kitabı olduğunu bilmeden başladım okumaya. Özellikle pavese’nin intiharının peşinden gidiyor yazar. Ben daha çok acı çeken başka insanları okursam iyi hissederim diye okudum. Ve tabii ki bahsedilen yazarları daha iyi anlayabilmek de güzel oldu. Dönüşüm’ü bir daha okuyacağım mesela. Ve Svavo ya da Pavese’yi.
Yaşamın Ucuna Yolculuk, hep kendi acımı İsmet Özel’in dediği gibi:
…
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
…
isimlendirsem de burada adı geçen yazarlar da ilgimi fazlasıyla çekiyor.
Ve, günün sonunda hiç.
Yıllar sonra yazdığım ilk kitap incelemesi, birinin işine yaracağını sanmıyorum ama aklımdan geçen bunlardı. Teşekkürler. Ve fazlaca drama.
Yatağımdayım. Anlamak için bunu duvara sarılıyorum. Uyuyan insan sesleri. Saat sesleri. Susan gecenin sesleri.
Duvara yapıştırdığım resimler. Ellerimle dizdiğim kitaplar. Kapıyı açıp sokağa çıksam.