Bu kitabı ilk kez 7 yıl öncesinde okumuştum, 15 yaşındaydım. Şimdi başka bir bakış açısı ve belki de edebiyatla daha haşır neşir olduğumdan algılarımın daha iyi olacağını düşünerek yeniden okumak istedim. O metaforları daha farklı anlamanın sevincini ve üzüntüsünü yaşıyorum.
Hemen hemen herkesin okuduğu ve metafor olarak kullanılan bir kitap olduğundan ötürü spoiler vereceğimin uyarısını geçerek kendimce incelememe başlıyorum.
Bir şirkette saatlerini harcayarak ve ailesinin borcunu kapatmak için deyim yerindeyse it gibi çalışan genç adam Gregor Samsa, bir sabah yatağında uyandığında kendini devasa bir böcek olarak bulur. Sonrasındaki değişimler ve aile içindeki çatışmanın sebebi de kendisidir.
Gregor, babasının iflası sebebiyle borç yatağındaki ailesini geçindirebilmek için pazarlamacı olarak çalışmaktadır. Patronunun, kendisini kişisel kölesi olarak gördüğünü Gregor işe bir saat olsun geç kaldığında hemen birini yollayıp nerede olduğunu sormasından anlayabiliriz.
Gregor bir sabah böcek olarak uyanmadı. Gregor, kendisini öylesine silik bir karakter olarak gördü ki -aslında bu konuda kendisini suçlamamak gerekir çünkü bu algıyı ona ailesi ve iş yeri aşılamıştı ve çok sevdiği insanların haklı olduğunu düşündü- bir sabah cidden böcek olduğunu düşünecek bir psikolojide uyandı. Artık çalışmadığından ötürü beş para etmez, tembel, yüz karası bir adama dönüştü ailesi içinde çünkü yaptığı tek şey köpek gibi çalışmaktı. Ailesi onun sırtından geçiniyordu ve onunla başka türde hiçbir yakınlık kurmadılar, biraz olsun sevdiklerinden de oldukça şüpheliyim.
Kapitalist sistemin çarkları Gregor için işlemedi. Ailesini doyurmak, evin faturalarını ve hizmetçilerin parasını ödemek zorundaydı. Hayattaki ona atfedilen tek görev buydu ve fazlasını istemedikleri(!) gibi bunu